Arşiv Sayfası 2

Vahdet-i Şuhud (8)

ALLAH – ÂLEM MÜNASEBETİ MESELESİ

İBN ARABÎ’YE GÖRE: [ı]

Sıfatların Zât’tan başka bir şey olmadıklarını, âlemin (kesretin) de onların meydana çıkışından (tecellî ve zuhur) veya şuunlarından [şe’n’in çoğulu şuun; işler, hâller, açılımlar] (modes) ibâret olduklarını kabul ve iddia eden İbn Arabî, dolayısıyla âlemi Allah’tan gayrı görmemekte ve bunu da iki yönden ispata çalışmaktadır. Bu yönlerden biri, nefsinde vücud’a [varlık’a] sahip olan ve dolayısıyla mevcut bulunan Allah yönü; diğeri de nefsinde vücud’a [varlık’a] sahip olmayan ve dolayısıyla mevcud bulunmayan âlem yönüdür (98). Okumaya devam edin ‘Vahdet-i Şuhud (8)’

Vahdet-i Şuhud (7)

İMAM RABBÂNÎ’YE GÖRE:
———-(6.Bölümden Devam)———–

Soru: Eğer derlerse ki sen yazılarında gölgeye ait tecellî ve zuhur gibi kelimeler kullandın ki bundan diğer büyüklerde olduğu gibi zuhur mertebelerinde vücud’un [varlık’ın] tenezzülü [inişi, boyutsal açılımı] anlaşılır. Hâlbuki sen, vücud’un [varlık’ın] tenezzülünü [inişini, boyutsal açılımını] inkâr ettin, bunun münasebeti nedir? Okumaya devam edin ‘Vahdet-i Şuhud (7)’

Ferid Kam’dan Vahdet Dersleri (6)

Bedensel ibadetlerin, hatta tedbir ve tefekkürün bile gereği yoktur. Bu gibi şeylerin hepsi gereksizdir. Âlemde yokluk ve yokluğa gark olmaktan daha yüce bir şey tasavvur olunamaz. … İşte İskenderiye okulunun görüşlerinin özeti bunlardır. Okumaya devam edin ‘Ferid Kam’dan Vahdet Dersleri (6)’

Vahdet-i Vücûd (9)

Cismânî ve ruhanî, vahdet [BİR] ve vahidiyet [BİRLİK] mertebelerinin cümlesini kendisinde toplayan, en hayırlı tecellî, en son örtü insandır. İnsan ilâhî sûret [sıfat] üzere yaratıldığından bütün isimleri [ve fiilleri] bir araya getiren “Allah” [Zât] isminin mazharıdır. Okumaya devam edin ‘Vahdet-i Vücûd (9)’

Vahdet-i Vücûd (8)

…her ilmî surete dış dünyadaki eşyanın her birinin hakikati ve onu terbiye eden özel Rabb’ı da denir. Bu her ilmî suretten birine Sûfî dilinde “Ayn-ı Sâbite” veya hepsine birden “A’yân-ı Sâbite” denilmektedir. A’yân-ı Sâbiteye Kelamcılar[*] “Ma’lum-i Ma’dûm”, filozoflar “Mahiyet”/[öz-cevher-ide] ve Mutezile’de [*] “Şey-i Sabit” adı verilmektedir. Okumaya devam edin ‘Vahdet-i Vücûd (8)’

Vahdet-i Vücûd (7)

VARLIK MERTEBELERİ

Tanrı-Âlem münasebetini kurmaya çalışan Vahdet-i Vücud sisteminde vücûd’un ve nesnelerin yerini tayin etmek, aynı zamanda, varlıkta hangi noktada “ayniyet” ve “gayriyet”in başladığını tespit etmek açısından bu meseleye temas etmemiz gerekmektedir. Okumaya devam edin ‘Vahdet-i Vücûd (7)’

Ferid Kam’dan Vahdet Dersleri (5)

İSKENDERİYYE OKULUNDA PANTEİZM:

İskenderiye okulu[*]na has Panteizm tamamen tasavvufî [mistik] idi. Elea okulu [*] gibi, bu okulun hareket noktası da mutlak birlik idi. Fakat tamamen bu dairede kalmadı. Bu vahdetin zâtında, bir çokluk temeli, yani varlığın bütün derecelerinde gizli olup sonsuzun sonluda, Tanrı’nın insanda ve tabiatta meydana çıkmasına esas teşkil eden zaruri bir kanunun [Tanrı’nın da iadesini aşan birlik prensibi]  varlığını kabul ediyor ve şunları söylüyordu. Okumaya devam edin ‘Ferid Kam’dan Vahdet Dersleri (5)’

Ferid Kam’dan Vahdet Dersleri (4)

PANTEİZM HAKKINDA TARİHİ BİLGİLER

Panteizm konusunda atılan ilk adım ve izleri, karanlık yönleri henüz yeterince aydınlatılmamış olan Doğu’da bulunabileceğinden, burada, bir parça Hind ve Yunan felsefelerinin ibtidaî [ilk dönemlerine âit] gelişiminden bahsetmek gerekir. Okumaya devam edin ‘Ferid Kam’dan Vahdet Dersleri (4)’

Vahdet-i Şuhud (6)

ALTI İNİŞ (TENEZZÜLÂT-I SİTTE) VE İNSAN MERTEBESİ

1— Lâ taayyün, ıtlak [kayıtsız, bağımsız, görecesiz] ve sırf Zât mertebesidir. Bütün nispetler ve şuunlar bu mertebede Zât’ta eriyip yok olduklarından sırf Zât’ın aynıdırlar. Vücud’un bu mertebede her türlü kayıttan uzak bulunması bakımından bu mertebeye (Ahadiyet); Zât mertebesi olup bu sebeple bilinemediğinden dolayı da (gayb-ı mutlak), (Gayb’ül-Gayb) denir. Allah’ın bu mertebedeki adı Ahad’tır. Okumaya devam edin ‘Vahdet-i Şuhud (6)’

Vahdet-i Şuhud (5)

İMAM RABBÂNÎ’NİN ŞUHUDÎ TEVHİD TEORİSİ
VE İBN ARABÎ’NİN VÜCUDÎ TEVHİD’İNİ REDDİ
(Devamı)

«Hiçbir şey hiçbir şeye nüfuz etmedi. Ancak o şeyle perdelenmiş olarak birleşti. Şu hale göre, nüfuz ve sirayet eden şey iç (bâtın) ve bu sirayete mahâl olan şey de dıştır (zâhirdir). Eğer Hak meydana çıkacak olursa halk, onunla perdelenir. Şu hâlde, halk Hak’kın bütün isim ve sıfatları hatta onun işitme ve görme kuvveti ve bütün nispet ve idrâkleri olur. Şâyet halk meydana çıkacak olursa Hak ile örtünür ve onda iç olur. Bu suretle Hak, halkın kulağı, gözü, eli, ayağı ve bütün kuvvetleri durumuna girer» Okumaya devam edin ‘Vahdet-i Şuhud (5)’

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »



Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.