<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Tasavvuf Ve Felsefe Akademisi</title>
	<atom:link href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com</link>
	<description>yorumsuz yansıtmak bizden yorum sizden</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Feb 2012 23:08:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Tasavvuf Ve Felsefe Akademisi</title>
		<link>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/osd.xml" title="Tasavvuf Ve Felsefe Akademisi" />
	<atom:link rel='hub' href='http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Vahdet-i Şuhud (6)</title>
		<link>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/13/vahdet-i-suhud-6/</link>
		<comments>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/13/vahdet-i-suhud-6/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2012 13:56:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufvefelsefeakademisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vahdet-i Şuhud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/?p=199</guid>
		<description><![CDATA[ALTI İNİŞ (TENEZZÜLÂT-I SİTTE) VE İNSAN MERTEBESİ 1— Lâ taayyün, ıtlak [kayıtsız, bağımsız, görecesiz] ve sırf Zât mertebesidir. Bütün nispetler ve şuunlar bu mertebede Zât’ta eriyip yok olduklarından sırf Zât’ın aynıdırlar. Vücud’un bu mertebede her türlü kayıttan uzak bulunması bakımından bu mertebeye (Ahadiyet); Zât mertebesi olup bu sebeple bilinemediğinden dolayı da (gayb-ı mutlak), (Gayb’ül-Gayb) denir. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=199&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ALTI İNİŞ (TENEZZÜLÂT-I SİTTE) VE İNSAN MERTEBESİ</p>
<p><a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-53" title="vahdet-işuhud" src="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg?w=136&#038;h=150" alt="" width="136" height="150" /></a>1— Lâ taayyün, ıtlak [<span style="color:#c0c0c0;">kayıtsız, bağımsız, görecesiz</span>] ve sırf Zât mertebesidir. Bütün nispetler ve şuunlar bu mertebede Zât’ta eriyip yok olduklarından sırf Zât’ın aynıdırlar. Vücud’un bu mertebede her türlü kayıttan uzak bulunması bakımından bu mertebeye (Ahadiyet); Zât mertebesi olup bu sebeple bilinemediğinden dolayı da (gayb-ı mutlak), (Gayb’ül-Gayb) denir. Allah’ın bu mertebedeki adı Ahad’tır.<span id="more-199"></span></p>
<p>2— İlk taayyün (Premiere determination) mertebesidir. Allah bu mertebede Zât’ını sıfatlarını ve bütün mevcudatını birbirinden ayırmaksızın toplu olarak bilir (80). Bu mertebeye (Vahdet), (Hakikat’ı Muhammediyye), (Mertebe’i Hüviyyet), (İlm-i Mutlak) mertebesi denir. Bu mertebede bilen, bilgi ve bilinen birdir. Sırf Zât bu mertebenin içi, bu da O’nun dışıdır.</p>
<p>3— İkinci taayyün mertebesidir. Allah bu mertebede Zât’ını, sıfatlarını ve bütün mevcudâtını birbirinden ayırarak tafsil suretiyle bilir. Bu mertebede ilim suretleri birbirine karşı ayrılık gösterdiklerinden ve bu sıfatlar ilâhî sıfatların suretleri olduğundan bunlara (Âyan-ı Sâbite), (Hakayık’ı İlâhiye), (Vahidiyet), (Hakikat’ı İnsaniye) derler. Bu suretler mümkün (contingent) lerin [<span style="color:#c0c0c0;">yaratık varsayılan varlığın</span>] hakikatları ve dayanaklarıdırlar. İlk taayyün mertebesi bunun içi, bu da onun dışıdır.</p>
<p>4— Ruhlar âlemi mertebesidir. Bu mertebe mutlak olan Zât’ın bir derece daha lâtifliğini kaybetmesinden ibarettir. Bunda her bir ruh, kendisini ve kendi mislini ve kendisinin başlangıcı olan Hak’kı kavramıştır. Bu mertebe, Vâhidiyet mertebesinin dışı, o da bunun içidir.</p>
<p>5— Misal (İdees) âlemi mertebesidir. Ruhlar âleminde bulunan her bir ferdin cisimler âleminde bürüneceği bir suretin benzeri bu âlemde meydana çıkar. Bunları kavrayan muhayyele kuvveti olduğundan, bu âleme «Hayal âlemi» de derler. «Berzah âlemi» diye de adlandırılmıştır. Bu ideler âleminde parçalanmak ve ayrılmak yoktur.</p>
<p>6— Şahadet (phenomenal) âlemi metebesidir. Cisimler âlemidir ki parçalanmayı ve ayrılmayı kabûl eden kesif ve birleşmiş eşyadan ibarettir.</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">İNSAN MERTEBESİ—</span> Bütün diğer mertebeleri kendisinde toplayan mertebe (mertebe’i câmia) ki insandır. İnsan, nura ait olsun maddeye ait olsun, iç olsun, dış olsun, bütün mertebeleri kendisinde toplar. Binâenaleyh, O, bütün kuvvelerin fiili ve bütün fiillerin kuvvesidir (81).</p>
<p>İlk üç mertebe Allah’ın (Feyz’i Akdes) (82) indendir. Binâenaleyh, gerçek olmayıp ilmîdirler ve zaman dışıdırlar. Zira bunlar, Allah’ın ezelî ve kadîm olan sıfatlarıdır. Çünkü Allah, ezelî ve kadîmdir.</p>
<p>Üçüncü mertebeden altıncı mertebeye kadar olanlar da Allah’ın (Feyz’i Mukaddes) (83) indendir. Binâenaleyh bu son üç tenezzül yani iniş, fiilîdir, zamanîdir, gerçektir.</p>
<p>BEŞ HAZRET (PRESENCE) (HAZARAT’I HAMS)</p>
<p>1— Mutlak gayb hazretidir. Bunun âlemi, ilim hazretindeki sâbit ayn (entite)lar âlemidir.</p>
<p>2— Mutlak şehadet hazretidir. Bu, mutlak gayb hazretinin karşılığı (mukabili) dır. Bunun âlemi ise Milk âlemidir. [<span style="color:#c0c0c0;">Gözle görülen cismanî âlem, Mülk âlemi</span>]</p>
<p>3— Muzaf [<span style="color:#c0c0c0;">başka bir boyuta bağlanmış</span>] gayb hazretidir ve mutlak gayba yakındır. Bunun âlemi akıllar ve mücerret [<span style="color:#c0c0c0;">soyut/sanal</span>] nefisler yani, Ceberut ve Melekut’a ait ruhlar âlemidir.</p>
<p>4— Mutlak şehadet hazretine yakın olan muzaf gayb hazretidir. Bunun âlemi ise ideler âlemidir. Muzaf gayb hazretinin bu suretle ikiye bölünmesine sebep ruhların, mutlak şehadet âlemine münasip benzer (misâlî) suretleri olmasından ve mutlak gayb’a münasip olarak da mücerret aklî suretleri bulunmasındandır. [<span style="color:#c0c0c0;">*/DİP NOTA BK./ 5. hazret kitapta görünmüyor, bilgi kapsamında 5 hazret dipnotlara kaydedildi</span> ]</p>
<p>İbn Arabî şöyle diyor: «.. bilelim ki Hak, nefsini iç ve dış sıfatlarıyla vasıflandırdı. Şu hâle göre âlemin kendi yokluğumuzla içi ve varlığımızla dışı olduğunu anlayabilmemiz için gayb ve şehadet âlemlerini yarattı.»(84). «Âlem de bu ilâhi hazretlerden belirdi»(85).</p>
<p>İMAM RABBÂNÎ’YE GÖRE:</p>
<p>Rabbânî, İbn Arabî ve ona bağlı olanların âlemin Allah’tan başka bir şey olmadığını ispatta temel olarak dayandıkları sıfatların Zât’tan ibaret bulundukları görüşlerini, Ehl’i Sünnet ve cemaat mezhebine [<span style="color:#c0c0c0;">Dört amelî sünni mezhep; Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli ve iki itikadi sünnî mezhep; Mâturîdî ve Eşarî</span>] aykırı bularak reddeder. Ve bu hususta Mâturîdî mektebinin görüşüne (86) bağlanır.</p>
<p>Rabbânî’ye göre sıfatlar Zât’tan ayrı ve Zât’a zâittirler [<span style="color:#c0c0c0;">ilâvedirler</span>]. «Bu fakir, Allah ehlinin buyurdukları üzre, Hak’kın sıfatlarını da zâit varlık (vücud) ile mevcut bilirim» (87) diyor. İsimler ve sıfatlar da olsa Allah’tan başka olan her şey O’nun gayrıdır. Allah ancak, selb [<span style="color:#c0c0c0;">**/DİP NOTA BK.</span>] ve tenzih ile ta’bir edilebilir. Zirâ Allah, bizzat kendinde ve kendinden tamdır ve mükemmeldir. Binaenaleyh, kemâli için sıfatlara muhtaç değildir. Rabbanî bu hususu şöyle açıklar:</p>
<p>«…<br />
Allah mevcuttur lâkin bizzat mevcuttur, vücud [<span style="color:#c0c0c0;">varlık</span>] sıfatıyla değil.</p>
<p>Hay’dır, lâkin, Zât’ıyla ve ve Zât’ında Hay’dır, hayat sıfatıyla değil.</p>
<p>Alîm’dir, lâkin, Zât’ında ve Zât’ıyla Alîmdir, ilim sıfatıyla değil.</p>
<p>Görücüdür, lâkin, Zât’ında ve Zât’ıyla Görücüdür, görme sıfatıyla değil.</p>
<p>Duyucudur, duyma sıfatıyla değil.</p>
<p>Kudret sahibidir, lâkin, Zât’ında ve Zât’ıyla Kudret sahibidir, kudret sıfatıyla değil.</p>
<p>Emr Edicidir, lâkin, Zât’ında ve Zât’ıyla Emr Edicidir, irade sıfatıyla değil.</p>
<p>Konuşucudur, lâkin, Zât’ında ve Zât’ıyla Konuşucudur, konuşma sıfatıyla değil.</p>
<p>Âlemi Zât’ıyla yaratmıştır, lâkin, tekvin sıfatıyla değil.</p>
<p>Bunula beraber, Hak ehlinin söylediği gibi, yedi veya sekiz sıfat da Allah için sâbittir ki bunlar O’nun taayyünâtıdır ve kadîm olan bu sıfatlar O’nun kemâllerinin gölgeleri (zılleri) ve görünüşleridir» (88).</p>
<p>Hayatla başlayıp Tekvinle biten bu sekiz hakiki sıfat üç kısımdır:</p>
<p>1— Âleme ilgisi ve tabiata bağlılığı en fazla olan tekvin sıfatı. Bu sıfatı bazıları hakiki sıfat saymamışlarsa da (89) o, hakiki sıfatlardandır. Ancak, onun üzerine izafet galiptir.</p>
<p>2— Âleme izafeti tekvin sıfatından daha az olan ilim, kudret, irade, duyma, görme ve konuşma sıfatları.</p>
<p>3— Âleme hiçbir suretle ne ilgisi ne de izafeti bulunan hayat sıfatı. Bu sıfat bütün sıfatların aslı ve başıdır. Bu sıfata en yakın olan ilim sıfatıdır ki, Muhammed’in [<span style="color:#c0c0c0;">tekilliğin / teknur makamının] taayyünün</span> başlangıcıdır. Diğer sıfatlar ise diğer yaratıkların [<span style="color:#c0c0c0;">tekilliği-‘Muhammedîlik’i / teknur bilincini zamanla unutmuşların</span>] taayyünlerinin başlangıçlarıdır (90).</p>
<p>Allah hiçbir şekil ve surette sıfatlarına muhtaç olmamakla beraber onların Allah’a ispat edilmeleri ve dışta mevcut olmaları şarttır. Zira, <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-53" title="vahdet-işuhud" src="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg?w=136&#038;h=150" alt="" width="136" height="150" /></a>âlemler, Allah’ın sıfatlarının eseridir. Fakat, (İbn Arabî’nin tamamen aksine olarak) sıfatlar Zât’tan ibaret olmayıp O’nun ancak gölge(zıll)si olduğu gibi âlem de sıfatların tecelli ve zuhuru olmayıp onların ancak gölgesidir. Şey’in gölgesi ise şey’in ikinci mertebede zuhurundan ibarettir.</p>
<p>Rabbânî, ayniyete delâlet ettikleri için (tenezzül veya taayyün) terimlerini kullanmaktan çekinerek «zılliyet ve buna benzer kelimeler her ne kadar şeriatta gelmemiş ve kullanılmamışsa da Allah’a ta’birin darlığından dolayı onu biz ıtlak edip deriz ki mümkün (contigent)ün [<span style="color:#c0c0c0;">yaratık varsayılanların</span>]  vücud’u [<span style="color:#c0c0c0;">varlık’ı</span>] vacip (necessaire) [<span style="color:#c0c0c0;">zorunlu-gerekli-yaratık değil</span>] olan Allah’ın zıllıdır [gölgesidir] ve sıfatları da Allah’ın kâmil sıfatlarının zıllarıdır [<span style="color:#c0c0c0;">gölgeleridir</span>]…» (…91).</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
80- Bu mertebede ilk defa kuvvenin fiile geçtiği görülmektedir ki Arabî bu noktada Plotin’e ve o vasıta ile Aristo’ya yaklaşmaktadır. Bk: (H.Z.ÜLKEN., İslâm Düşüncesi., s: 156)<br />
81- Plotin’in felsefesi.<br />
82- Feyz-i Akdes, eşyâ ile onlardaki istidatların önce ilâhî ilimde sonra da görünüş (taayyün) sahasında sübutunu [varlığa gelişini] icabettiren Zât’a ait tecelliye derler.<br />
83- Feyz’i Mukaddes, âyân’ı sâbite istidatlarının gerektirdiği şeylerin dışta meydana gelmelerine sebep olan isimlere ait tecellilerdir.<br />
84- Bk: (Füsusu’l-Hikem.; Adem, fassı; s: 15., Tercüme ve Şerh-i Füsusu’l-Hikem, s: 91).<br />
85- Bk: (F.H.; S, f; s:126, İsmail, f; s: 77-78., T.Ş.F., s: 11).<br />
86- Bk: (İ.A.M., s: 3-7).<br />
87- Bk. (Rabbânî, Mek. c:2, mek: 45, s: 53).<br />
88- Bk. (Rabbânî, Mek. c:3, mek: 25, s: 28).<br />
89- Rabbânî, burada, tekvin sıfatını izafî sıfatlardan sayan Eş’arîleri kastediyor.<br />
90- Bk. (Rabbânî, Mek. c:1, mek: 294, s: 261).<br />
91- Bk. (Rabbânî, Mek. c:3, mek: 88, s: 88).</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">[*]</span>  <em>HAZARAT-I HAMS: Arapça, beş hazret [beş boyut] demektir. Kudret ve onun temsilcileri yerinde kullanılır. Bu, Allah&#8217;tan zuhur ve sudur eden varlıkların geçirdikleri beş âlemdir. Bu beş âlem şunlardır: </em><br />
<em>1. Mutlak Gayb hazreti. İlim hazreti âlemindeki âyân-ı sabite, buradadır. </em><br />
<em>2. Gayb-ı Muzâf hazreti. Bu da iki kısımdır. </em><br />
<em>3. Ya mutlak gayba yakın olana muzâf olur. Bu ceberûtî ve melekûtî ruhlar âlemidir. Bunlar mücerred nefisler ve akıllar âlemidir. </em><br />
<em>4. Ya da şuhûd-ı mutlakaya yakın olana muzâf olur. Bu misâl âlemidir. Buna, melekût âlemi de denir. 5. Bu dört âlemi bir araya getiren, toplayan hazrettir. Bu âlem-i insandır. Öyle bir insan ki, bütün âlemleri ve ondaki varlıkları kendisinde toplamıştır. Özet olarak ifade etmek gerekirse,</em><br />
<em>1. Alem-i mülk, alem-i melekûtun yani alem-i misal-i mutlakın mazharı,</em><br />
<em>2. Alem-i melekût, âlem-i ceberut yani âlem-i mücerredâtın mazharı,</em><br />
<em>3. Alem-i ceberut da, âlem-i âyân-ı sâbite&#8217;nin mazharı,</em><br />
<em>4. Âyân-ı sabite, esmâ-i ilâhiyye, hazret-i vâhidiyye&#8217;nin mazharı,</em><br />
<em>5. Esmâ-ı ilâhiyye ve Hz. Vâhidiyye, Hazret-i Ehadiyye&#8217;nin mazharıdır.</em><br />
<em>Hazret-i Ehadiyyet veya mutlak gayb hazretinden, mülk âlemine yani âlem-i insana doğru ortaya çıkışları (zuhur) halinde teşekkül eden varlıklar hiyerarşisi. Yukarıdan aşağıya doğru tenezzülât-ı hamse [<span style="color:#c0c0c0;">Beş İniş</span>] tabiriyle anılır.</em> [<span style="color:#c0c0c0;">Tasavvuf Terimleri Ve Deyimleri Sözlüğü, Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu</span>]</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">[**]</span> <em>Allah&#8217;ın sübûtî sıfatları, Allah&#8217;ın ne olduğunu, hangi niteliklere sahip olduğunu, neler yaptığını ifade etmelerine karşılık selbî / tenzîhî sıfatlar, Allah&#8217;ın ne olmadığını ve neler yapmadığını, hangi niteliklere sahip olmadığını ifade eder. Allah&#8217;ın selbî sıfatlarından bir kısmını şöyle özetleyebiliriz:</em></p>
<p><em>Allah&#8217;ın anası, babası, eşi, çocuğu ve benzeri yoktur. O, hiçbir şeye muhtaç değildir. İhlas sûresi, Allah&#8217;ın bu niteliklerini bize bildirmektedir.</em></p>
<p><em>Allah hiç bir şeye benzemez. &#8220;Onun benzeri hiçbir şey yoktur?&#8221; (Şûrâ, 42/11) anlamındaki ayet Allah&#8217;ın bu vasfını ifade etmektedir</em>.<br />
[<span style="color:#c0c0c0;">Tamamı:</span> <a href="http://www.diyanet.gov.tr/yayin/basiliyayin/ydinikavramlaryazdir.asp?id=1683">http://www.diyanet.gov.tr/yayin/basiliyayin/ydinikavramlaryazdir.asp?id=1683</a> ]</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"><strong>6. BÖLÜM SONU</strong></span></p>
<p>VAHDET-İ ŞUHUD BÖLÜMLERİ: <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/21/vahdet-i-suhud-1/">(1)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/27/vahdet-i-suhud-2/">(2)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/28/vahdet-i-suhud-3/">(3)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/26/vahdet-i-suhud-4/">(4)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/02/vahdet-i-suhud-5/">(5)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/13/vahdet-i-suhud-6/">(6)</a> …</p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;">PROF.DR.CAVİT SUNAR</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">DOKTORA TEZİ</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">İMAM-I RABBANÎ—MUHYİDDİN-İ ARABÎ</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">VAHDET-İ ŞUHUD—VAHDET-İ VÜCUD MESELESİ</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">1954/İSTANBUL</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">***</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">**</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">*</span><br />
TASAVVUF VE FELSEFE AKADEMİSİ<br />
<a href="http://www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/">www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/199/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=199&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/13/vahdet-i-suhud-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b3fcfc027f37cc03004daaef00721514?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufvefelsefeakademisi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg?w=136" medium="image">
			<media:title type="html">vahdet-işuhud</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg?w=136" medium="image">
			<media:title type="html">vahdet-işuhud</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Vahdet-i Şuhud (5)</title>
		<link>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/02/vahdet-i-suhud-5/</link>
		<comments>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/02/vahdet-i-suhud-5/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 08:44:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufvefelsefeakademisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vahdet-i Şuhud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/?p=186</guid>
		<description><![CDATA[İMAM RABBÂNÎ’NİN ŞUHUDÎ TEVHİD TEORİSİ VE İBN ARABÎ’NİN VÜCUDÎ TEVHİD’İNİ REDDİ (Devamı) «Hiçbir şey hiçbir şeye nüfuz etmedi. Ancak o şeyle perdelenmiş olarak birleşti. Şu hale göre, nüfuz ve sirayet eden şey iç (bâtın) ve bu sirayete mahâl olan şey de dıştır (zâhirdir). Eğer Hak meydana çıkacak olursa halk, onunla perdelenir. Şu hâlde, halk Hak’kın [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=186&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İMAM RABBÂNÎ’NİN ŞUHUDÎ TEVHİD TEORİSİ<br />
VE İBN ARABÎ’NİN VÜCUDÎ TEVHİD’İNİ REDDİ<br />
(Devamı)</p>
<p><a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-53" title="vahdet-işuhud" src="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg?w=136&#038;h=150" alt="" width="136" height="150" /></a>«Hiçbir şey hiçbir şeye nüfuz etmedi. Ancak o şeyle perdelenmiş olarak birleşti. Şu hale göre, nüfuz ve sirayet eden şey iç (bâtın) ve bu sirayete mahâl olan şey de dıştır (zâhirdir). Eğer Hak meydana çıkacak olursa halk, onunla perdelenir. Şu hâlde, halk Hak’kın bütün isim ve sıfatları hatta onun işitme ve görme kuvveti ve bütün nispet ve idrâkleri olur. Şâyet halk meydana çıkacak olursa Hak ile örtünür ve onda iç olur. Bu suretle Hak, halkın kulağı, gözü, eli, ayağı ve bütün kuvvetleri durumuna girer»<span id="more-186"></span> (70).</p>
<p>Bu dışlar ve içler arasında her ne kadar gayrilik varsa da sıfat, zât’ın görünüş mertebesinde, has bir meydana çıkışından ibarettir. Bu has meydana çıkışta (tecellî) zât üzerine bir fazlalık sayılmamakla onun kendisidir.</p>
<p>İsimlere (esmâ’ya) gelince: Bunlar «sayısızdır. Çünkü bunlar ancak, kendilerinde meydana çıkan eserlerle bilinir; bu eserler ise sonsuzdur. Her ne kadar bu eserler sayılı bir asılda toplandıysa da Hazarat’ı Esma denilen sayısız toplu isimlerden oluşur» (71).</p>
<p>Ve «rahmet her ne kadar toplu bir kavram ise de her ilâhî isme nispetle değişir. Bundan dolayı eksikliklerden uzak olan Allah’ın rahmet etmesi ilâhî isimlerden her biriyle istenebilir» (72).</p>
<p>«Ebu’l-Kasım bin Kussî “Hal’un Na’leyn” adlı eserinde her ilâhî isim, Allah’ın bütün isimleriyle isimlenmiş olur der. Bu nüktenin izâhı şudur ki, her isim hem Zât’a hem hem de kendisi için konulan mânaya delalet [<span style="color:#c0c0c0;">işaret</span>] eder ve o mâna o ismi ister. Şu hâlde o isim, zât’a delil olması ve bütün ilâhî isimlerin Zât’a delâlet [<span style="color:#c0c0c0;">işaret</span>] etmesi bakımından o isimde aynı zamanda bütün ilâhî isimler vardır. Tek başına delâlet [<span style="color:#c0c0c0;">işaret</span>] ettiği mânaya göre de Rabb, Halik [<span style="color:#c0c0c0;">benzeri, örneği olmayan şeyi yoktan meydana getiren</span>], Musavvir [<span style="color:#c0c0c0;">mânaları şekillendiren</span>] gibi ve bunlardan başka ilâhî adlardan farklıdır. Demek ki isim, Zât yönünden Müsemmâ’dır [<span style="color:#c0c0c0;">isimlenen</span>] ve kullanıldığı mânadaki hususilik bakımından Müsemmâ’dan başkadır» (73).</p>
<p>«Hakkı zikrederken ilk önce andığın isimde O’nu bütün isimleriyle birlikte vasıflandırmış olursun. Bu da bütün isimlerin tek bir varlığa delâletinden [<span style="color:#c0c0c0;">işaretinden</span>] ileri gelmektedir. Her ne kadar isimler, tek bir vücud’un [<span style="color:#c0c0c0;">tek bir varlık’ın</span>] vasfında birer çokluk kavramı meydana getirmiş ve bunlardan her birinin hakikatleri değişik bulunmuş olsa da yine müsemmâ birdir» (74) Binâenaleyh [<span style="color:#c0c0c0;">bundan dolayı</span>], Zât’ında tek olan Allah, heyulâ[<span style="color:#c0c0c0;">*</span>] gibi bir ahadiyet’i  mâkûle’dir [<span style="color:#c0c0c0;">Allah, heyulâ misali ancak akledilerek bilinen tümel bir varlıktır</span>]. Fakat, vücut’ta [<span style="color:#c0c0c0;">varlıkta, varoluşta, âlemde</span>] isimlerine nazaran çokluk gösterir. Ancak, bu çokluk, bir görünüşten ibarettir. Bu sebeple de «tahkik ehli birlikte çokluğu görür» (75).</p>
<p>[<span style="color:#c0c0c0;">*</span>]<span style="color:#c0c0c0;"> Heyulâ’nın sözcük anlamı ‘zihinde tasarlanan hayal’dir. Eski felsefedeki kavramsal anlamı şöyledir: Heyûla eşyanın aslıdır, özüdür, gerçek olan boyutudur, kendisi şekilsiz olup da her şekli kabul eden esirdir yani ağırlığı ve hacmi olmayan zerrelerden oluşan tekilliktir. Heyûla’nın günümüzdeki karşılığını “enerji alanı ve enerji dalgaları” olarak kabul edebiliriz.</span></p>
<p>Çünkü suretlere, görünüş âlemine inen (tenezzül eden) bizzat Allah’tır. «Harraz [<span style="color:#c0c0c0;">vefatı:922</span>] diyor ki: Âlem, Hak’kın vecihlerinden bir vecih, lisanlarından bir lisandır. Kendi nefsinden bahsederken de “muhakkak Allah’ı bilmek ancak O’nu zıtlar arasında birleştirmekle ve O’nun üzerine yine O’nunla hükmetmekle mümkündür.” Böyle olunca “Hak başlangıçtır, sondur, âşikârdır, gizlidir” der! Şu halde o, zâhir olan şeyin kendisidir ve belirmesi hâlinde gizli (bâtın) olan şeyin aynıdır. Varlıkta O’nu gören O’ndan başkası değildir.. Demek ki O, kendi nefsine zâhir ve nefsinden bâtındır… İnsan ve eşya isimleriyle anılan hep O’dur.. Konuşan birdir. O da dinleyenin aynıdır» (76).</p>
<p>O hâlde «Allah’ın nefsini bilmek isteyen kimse âlemi bilmelidir. Çünkü nefsini bilen, nefsinde beliren Rab’bını da bilir. Demek oluyor ki âlem, Allah’ın ilâhî isimleriyle boşalttığı bir soluktan zâhir olmuş ve bu kutsî nefesin zâhir olmamasından dolayı bulamadığı şeyi onun zuhuruyla bulmuştur.. Şu halde, nefesin ilk eseri yine Allah’ta belirdi, ondan sonra da iş, son varlığa dayanıncaya kadar, hep isimlerdeki zuhur sıkıntısını gidermek için nâzil olarak zâil olmadı [<span style="color:#c0c0c0;">kesintiye-sona uğramadı</span>]» (77).</p>
<p>Kısaca varlık (vücud) birdir. Âlem, onun tecellî (Emanation) ve zuhurudur (Procession). Bu meydana çıkma (tecelli ve zuhur) bir takım taayyün (Determination) dereceleri ve iniş (tenezzül) mertebelerinden geçer. Yâni, yaratılış bir meydana çıkıştır ve iniş mertebeleri de sıfatlarda bilkuvve mevcut olan istidatların derece derece görünüşünden başka bir şey değildir.</p>
<p>İbn Arabî tarafından ileri sürülen, onun peşinden giden İslâm mistikleri tarafından da pek ince bir şekilde işlenen bu iniş (tenezzül) teorisi iki esastan oluşur.</p>
<p>1- Ahad olan Zât’ın ancak külliyyat [<span style="color:#c0c0c0;">bütünlük</span>] itibariyle olan mertebeleri bildirmesi bakımından altı iniştir (tenezzülât’ı sitte) (78).</p>
<p>2- Bu külliyyatın (gerek iç gerek dış) birbirleri arasındaki münasebet ve âhengi bildirmesi bakımından beş hazrettir (hazarât’ı Hams) [<span style="color:#c0c0c0;">Beş Boyut</span>] (79).</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
70- Bk: (Füsusu’l-Hikem; M, f; s: 313., T.Ş.F., s: 1-3).<br />
71- Bk: (Füsusu’l-Hikem; Şi, f; s: 32-33., T.Ş.F., s: 57-59).<br />
72- Bk: (Füsusu’l-Hikem; Z, f; s: 244., T.Ş.F., s: 5-6).<br />
73- Bk: (Füsusu’l-Hikem; İd, f; s: 59-60., T.Ş.F., s: 14).<br />
74- Bk: (Füsusu’l-Hikem; Z, f; s: 246., T.Ş.F., s: 4).<br />
75- Bk: (Füsusu’l-Hikem; Şu,, f; s: 141., T.Ş.F., s: 48).<br />
76- Bk: (Füsusu’l-Hikem; İd,, f; s: 53-54., T.Ş.F., s: 16).<br />
77- Bk: (Füsusu’l-Hikem; İs, f; s: 177., T.Ş.F., s: 63).<br />
78- 79 Bk: (İslam Düşüncesi. s: 156-158…)</p>
<p><strong><span style="color:#c0c0c0;">5. BÖLÜM SONU</span></strong></p>
<p>VAHDET-İ ŞUHUD BÖLÜMLERİ: <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/21/vahdet-i-suhud-1/">(1)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/27/vahdet-i-suhud-2/">(2)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/28/vahdet-i-suhud-3/">(3)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/26/vahdet-i-suhud-4/">(4)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/02/vahdet-i-suhud-5/">(5)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/13/vahdet-i-suhud-6/">(6)</a>  …</p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;">PROF.DR.CAVİT SUNAR</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">DOKTORA TEZİ</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">İMAM-I RABBANÎ—MUHYİDDİN-İ ARABÎ</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">VAHDET-İ ŞUHUD—VAHDET-İ VÜCUD MESELESİ</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">1954/İSTANBUL</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">***</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">**</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">*</span><br />
TASAVVUF VE FELSEFE AKADEMİSİ<br />
<a href="http://www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/">www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/186/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=186&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/02/vahdet-i-suhud-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b3fcfc027f37cc03004daaef00721514?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufvefelsefeakademisi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg?w=136" medium="image">
			<media:title type="html">vahdet-işuhud</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Vahdet-i Şuhud (4)</title>
		<link>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/26/vahdet-i-suhud-4/</link>
		<comments>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/26/vahdet-i-suhud-4/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2012 12:17:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufvefelsefeakademisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[İMAM RABBÂNÎ’NİN ŞUHUDÎ TEVHİD TEORİSİ VE İBN ARABÎ’NİN VÜCUDÎ TEVHİD’İNİ REDDİ Gerek İslâm dininin gerekse kendisine kadar gelmiş olan tasavvuf akımının tevhid akîdesine aykırı olduğu iddiasıyla İbn Arabî’nin tasavvuf felsefesine karşı birçok tenkitler (58) yapılmışsa da bunlar, ancak Müceddidî Medresesi felsefî esaslarının kurucusu olan İmam Rabbanî’nin şahsiyetinde doktriner bir mâhiyet alabilmiştir (59). İmam Rabbanî kendisinden [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=173&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İMAM RABBÂNÎ’NİN ŞUHUDÎ TEVHİD TEORİSİ<br />
VE İBN ARABÎ’NİN VÜCUDÎ TEVHİD’İNİ REDDİ</p>
<p><a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-53" title="vahdet-işuhud" src="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg?w=136&#038;h=150" alt="" width="136" height="150" /></a>Gerek İslâm dininin gerekse kendisine kadar gelmiş olan tasavvuf akımının tevhid akîdesine aykırı olduğu iddiasıyla İbn Arabî’nin tasavvuf felsefesine karşı birçok tenkitler (58) yapılmışsa da bunlar, ancak Müceddidî Medresesi felsefî esaslarının kurucusu olan İmam Rabbanî’nin şahsiyetinde doktriner bir mâhiyet alabilmiştir (59).<span id="more-173"></span></p>
<p>İmam Rabbanî kendisinden daha önce, semenânî’nin vahdet’i vücud’un ancak bir kendinden geçme (vecd) ve mânevî sarhoşluk (sekr) hâli olduğu hususunda Fergânî’ye karşı ileri sürdüğü itirazı (60) tekrar ele alıp inkişaf ettirerek kendi sistemini kurmuştur (61).  Tenkit ve hücumlarında [<span style="color:#888888;">sert eleştirilerinde, ithamlarında</span>] da bizzat İbn Arabî’yi hedef tutmuştur.</p>
<p>Bu tenkitler anahatlarıyla, Zât-Sıfat münasebeti; Allah-Âlem münasebeti; Allah-İnsan münasebeti; Tekvin’in sebebi [<span style="color:#888888;">Varoluşa getirme nedeni*</span>] üzerinde toplanmaktadır.</p>
<p>[*]<span style="color:#888888;"> “Tekvin” zaten/kendiliğinden var olanı yani mevcudu dizayn etmek/tasarımlamak anlamındadır. İbn Arabî’nin tasavvuf ve felsefe anlayışında “tek mevcut” olan Allah âlemi ve insanı kendi varlığından başka varlık olarak “halk etmemiştir”. Daha doğrusu Allah âlemi ve insanı “halk etmemiş” “kevne getirmiştir”. “Halk etmek” yoktan var etmektir ki âlem ve insan yoktan var edilmemiş, Allah âlemi ve insanı kendi varlığından ayırmadan “kevne getirmiştir/dizayn etmiştir-tasarımlamıştır”. Mantık ilminde “yok” zaten yoktur, eğer, “âlem ve insan yoktan halk edilmiştir” denirse yokluk aynen varlık olur ki bu da aklın yasalarına aykırıdır. İmam Rabbani o çağın insanlarının kafa karışıklığını önlemek amacıyla “tekvin”i “halk etmek” gibi izah etmektedir. İbn-i Arabî ise “tekvin”i “halk etmek” anlamında asla kabul etmez, zaten var olan varlığı dizayn etmek/tasarımlamak olarak izah eder. Ve insanların kafasının karışıp karışmayacağını da hiç dikkate almaz.</span></p>
<p>ZAT-SIFAT (ESSENCE-ATTRİBUT) MÜNASEBETİ MESELESİ</p>
<p>Malzemesini birçok dinlerden ve felsefelerden alan temelinde de Şahabeddin Sühreverdî’nin[<span style="color:#888888;">*</span>] nur-zulmet felsefesi (62) bulunan İbn Arabî’nin tasavvuf sistemi, görünüşe göre, Pantheisme[<span style="color:#888888;">*</span>]’den [<span style="color:#888888;">Tanrı ile evrenin aynı olmasından</span>] ziyade Panentheizm [<span style="color:#888888;">varlığın Tanrı ve evren olarak ayrılmadan tanrısal boyutta tek varlık olması</span>] karşılığı olabilecek bir Vahdet’i vücud’tur.</p>
<p>[*]<span style="color:#888888;">Şahabeddin Sühreverdî Maktûl (1115-1191),</span><span style="color:#888888;"> ışığı, nûr, hakikatin cevheri olarak tanımlamıştır. Ona göre kavrama ışığın bir şuur aydınlığı oluşturmasıyla oluşur ve eşyayı kavramamızı sağlayan ışıktır. Fakat doğrudan ışık ile hâsıl olan bilgi, Tanrı katından geldiği için, insanüstüdür. Böylece eğer birisi o bilgiye erişebilirse, keramet gösterip, varlık ve olaylara müdahale edebilir; o kişi için gizlilik perdesi kalkmıştır. Bu açılardan işrâkîlik sufi geleneğe yaklaşır. İşrâkîlikte akıl dışı sezgi &#8211; manevi sezgi farklı yerlerde farklı anlamlarda kullanılmıştır. Sühreverdî&#8217;nin bu düşünceleri Sünni çevrelerce ve belli başlı itikad mezheplerince, İslam akidesine ters düştüğü gerekçesiyle tenkit edilmiş ve din dışı sayılmıştır.</span><br />
<span style="color:#888888;">       Sühreverdi ayrıca, Zerdüşt öğretinin (özellikle de melekler bilimi (angeology) ve nur ile karanlığın sembolize edilmesi konusunda) etkisinde kalmıştır. Kadim Zerdüşt bilgelerinin hikmetini, Hermes&#8217;inki ile, dolayısıyla da başta Pisagor ve Platon olmak üzere Aristo öncesi filozofların hikmetiyle aynı görmüştür. Sonuçta da kadim Mısır, Kildani ve Sabii doktrinlerinden geriye kalanlarla Helenist matris içerisinde birleşen Hermetisizmin engin geleneğinden etkilenmiştir. Sühreverdi&#8217;yi etkileyen diğer bir kaynak da Sufi hikmetidir. Özellikle de, sık sık bahsettiği Hallac&#8217;dan ve Gazali&#8217;den çok şey almıştır.</span><br />
<span style="color:#888888;">        Anadolu&#8217;da yıldızı parlamaya başlayan Sühreverdî&#8217;nin başarısı çeşitli kimselerin ona karşı çıkmasına yol açmış ve sonuç olarak öldürülmesi gerektiğini savunan birçok kişi ortaya çıkmıştı. Sonunda bir Halep fakihlerinin kararıyla Sühreverdî 1191&#8242;de idam edildi.</span><br />
<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eahabeddin_S%C3%BChreverd%C3%AE_Makt%C3%BBl">http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eahabeddin_S%C3%BChreverd%C3%AE_Makt%C3%BBl</a></p>
<p>[*] <span style="color:#888888;">Panenteizm ya da Kamusaltanrıcılık, panteizmde olduğu gibi evrenin kendisinin tanrı olduğunu, panteizmden farklı olarak ilk devindirici olan tanrının evren ve tüm varlıkları özünden yarattığı ve evrene aşkın, evrenin bilincinde mutlak ve değişmez bir varlık olarak egemen olduğu inancıdır. Panteizmde her şey tanrıdır. Panentezimde ise, her şey Tanrı&#8217;dan sudur etmiştir (oluşmuştur). Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı&#8217;ya dönmektir. Bunun da yolu tek evrensel yasa olan evrim/tekamül&#8217;den geçmektir. Somut anlamda tanrının bütünleştiği evrenin ve varlıkların, evrim ile diyalektik olarak değiştiği ve geliştiği, gelişimini tamamladıktan sonra dönüşün yine ezeli ve ebedi olan tanrıya olacağı bu geri dönüşte tekamülünü tamamlayan ruhların da tanrıya kavuşacağına inanılır. Panenteizme göre tanrı, hem değişmeyen (mutlak), hem de değişen (göreli) dir. Hem zamanın içinde, hem dışında; hem sonlu, hem de sonsuzdur. Aynı zamanda hem tikel, hem tümel; hem neden, hem sonuçtur. Platon &#8211; Yeni Platoncular &#8211; Hegel &#8211; Muhyiddin İbn Arabi &#8211; Bruno &#8211; Whitehead &#8211; Spinoza &#8211; Hartshorne &#8211; Hallac-ı Mansur &#8211; Mevlana&#8217;nın fikirlerinden destek alır.</span><br />
<a href="http://www.google.com.tr/search?sourceid=navclient&amp;hl=tr&amp;ie=UTF-8&amp;rlz=1T4GGHP_trTR456TR456&amp;q=panenteizm">http://www.google.com.tr/search?sourceid=navclient&amp;hl=tr&amp;ie=UTF-8&amp;rlz=1T4GGHP_trTR456TR456&amp;q=panenteizm</a></p>
<p>A— İbn Arabî’ye göre: Vücud (varlık) birdir; yalnız ‘O’ mevcuttur; ‘O’ da Allah’tır. Allah sözü küllî (universel [<span style="color:#888888;">tümel</span>]) bir kavramdan ibarettir. Bu kavram, Allah’ın faal olan isimlerinin hepsini içine alan ve imkân âlemindeki tesir ile meydana çıkmış olan görünüşleri de toplu bir surette belirten Allah’lık mertebesinin adıdır. Bu şöyle açıklanabilir:</p>
<p>Vücud (varlık-varoluş) âleminde bir müessir yâni, eseri yaratan, bir de eserin mahalli olan eşya olmak üzere iki türlü varlık düşünülmektedir. Bunlar, ayrı ayrı birer kavramdır. Ancak, müessir, her vechile Allah’tır. Bu müessirin eseri de her vechile ve her hâlde ve her hazret [<span style="color:#888888;">varlık boyutu</span>] (présence) ve mertebede âlemdir. Hak kendisinde çokluk olan bir Vâhid’tir [<span style="color:#888888;">teklik’tir</span>]. O, ancak, sûretlerle çoğalır. Ayn (entité)[<span style="color:#888888;">öz</span>] ve vücuduyla [<span style="color:#888888;">varoluş gerçeğiyle</span>] tek ve eşsizdir. Hak, tecellî (emanation) eden tek varlıktır, her sûrette beliren O’nun hüviyyetinden [<span style="color:#888888;">O’nun öz varlığından</span>] başka bir şey değildir (64). Yâni, Allah’tan gayri olan bütün şeyler (mâsiva) O’nun tecellî ve zuhurundan (Emenation et Procession) ibarettir.</p>
<p>Tecellî ve zuhur eseri olan bu şeyler, görünürde görünmezde mevcud olan bütün âlemler, bu var olan, tek olan, varlık yalnız kendisine mahsus olan Allah’ın kendisidir. Zira, eşya [<span style="color:#888888;">şeyler, varolanlar</span>], Hak’kın rahmetinin [<span style="color:#888888;">rahmet sözcüğünün buradaki anlamı; kendisi olarak kapsayıcılığının</span>] veya sıfatlarının meydana çıkmasından (tecelli ve zuhur) ibarettir. Her ayn [<span style="color:#888888;">öz</span>] için bir varlık gerekince, o ayn [<span style="color:#888888;">öz</span>], varlığı Allah’tan dilemiş [<span style="color:#888888;">*</span>] ve bundan dolayı da Allah’ın rahmeti her şeyi içine almıştır.</p>
<p>[<span style="color:#888888;">*</span>] <span style="color:#888888;">Öz’lerin Allah’tan varlık dilemesi: İbn Arabî’nin en az anlaşılan ve en çok tenkit edilen görüşlerindendir. Bu görüşe göre öz’ler, örneğin insanlar (ben, sen…], hayvanlar, bitkiler velhâsıl tüm birimlerin öz’leri Allah istediği için kevn olmamıştır, kendileri istediği için kevn âleminde birimleşmiş ve varlık görüntüsüne ulaşmışlardır. Hattâ her öz kendi kaderini (ruhsal ve bedensel özelliklerini) kendi belirlemiştir. Bu nedenle bir akıl hastası veya bir bedensel engelli, bir üstün zekâlı veya bedeni tam olan birisi “beni neden böyle yarattın?” diye itiraz edemez. Çünkü öyle olmalarını isteyen kendileridir, özleridir, aynlarıdır.</span></p>
<p>Allah’ın eşyaya [<span style="color:#888888;">şeylerin özlerine</span>] rahmet etmesiyledir ki her şey varlık âlemine gelmiş ve böylece O’nun rahmetini kabûl etmiştir. Allah’ın onları yaratması bu kabul dolayısıyladır (65). Şu halde, varlık âleminde eşya suretinde görünen rahmet veya sıfatın şuunat/[<span style="color:#888888;">yansımalar</span>] (modes) veya tecellileri rahmet veya sıfatın kendisi, rahmet veya sıfat da Hak’kın kendisidir.</p>
<p>«Bu hakikatin zevkini tatmayan ve bu işte kıdemleri [<span style="color:#888888;">deneyim ve yeterli ilmi</span>] olmayan kimseler  “Hak rahmetin kendisidir” yahut “sıfat’ın kendisidir” demeye cesaret edemediler. Hak, sıfatın kendi de değildir, gayri de değildir. Şu halde, onlara göre Hak’kın sıfatları “Hak’kın kendisi değildir” veyahut “sıfatlar Hak’kın gayrı da değildir”. Çünkü onlar, Hak’kın sıfatlarını inkâra kâdir olmadıkları gibi bu sıfatlara da Hak’kın kendidir diyemezler.</p>
<p>O hâlde yukarıda söylediğimiz ibareye dönerler. Gerçi bu da güzel bir sözdür ama bunu gayrı olan te’vil [<span style="color:#888888;">yorum getirme</span>] daha doğru ve meseledeki zorluğu ortadan kaldırmak hususunda daha isabetlidir. Bu son te’vil ise, mevsuf [<span style="color:#888888;">sıfatlanan</span>] olan Hak’kın kendi zât’ıyla kâim bir varlık olduğunu kabul ederek sıfatların varlık (vücud) bakımından (hariçteki) âyânını/aynlarını [<span style="color:#888888;">varlığını</span>] nefyetmektir [<span style="color:#888888;">yok saymaktır</span>]. Çünkü, sıfatların (hariçteki) aynları mevsuf [<span style="color:#888888;">sıfatlanan</span>] ile sıfatlar arasında aklî birer mefhum olan nisbet [<span style="color:#888888;">ilişki</span>] ve izafetlerden [<span style="color:#888888;">yakınlıklardan-bağlılıklardan</span>] ibarettir» (66).</p>
<p>Vücud’un bir takım mertebelerde meydana çıkışı, hareketin neticesidir. Çünkü vücud, [<span style="color:#888888;">varlık</span>], hayatın aynısıdır. Hayat ise harekettir. Hareket olan yerde de hareket ettiren vardır. Şu halde, hareket sahibi hayat sahibidir. Hayat, bir sıfattır, sıfatta sıfatlandırdığı şeyden ayrı olmadığından onun kendi demektir.</p>
<p>Vücud [<span style="color:#888888;">varlık</span>] hayat ile sıfatlanınca, kendisini bilmiş olması gerektiğinden, ilim, sıfatıyla da ve dolayısıyla irade, kudret, duyma, görme, konuşma ve yaratma sıfatlarıyla da sıfatlanmış olması lâzımgelir.</p>
<p>Demek ki zât, sıfatlarıyla meydana çıkar. Fakat sıfatın meydana çıkması için de ism’in bulunması zorunludur. Şu halde ism’in çıktığı yer (menşe’i) sıfattır. Zira bir şeyde sıfat olmazsa bir ism ile adlanmaz. «Bu sebeple Allah, isimle sıfat arasını bileştirdi» (67) ve suretleri kendi nefsinde yaratıp da isimler (esma) adıyla tefsir ve tabir edilen nispet [<span style="color:#888888;">yakınlık, benzerlik, aynı öze dayandırma</span>] kuvvetleri kendisinde belirledikten sonra âlem için ilâhî nispet gerçekleşti. Suretler de Allah’a nispet olundular (68).</p>
<p>Ve «suret tek olan varlığı çiftleştirdi yani, Hak’kın varlığını ikileştirmeye sebep oldu» (69). Kısaca zât sıfatla, sıfat da isimle meydana çıkar. Bu meydana çıkışta isim sıfatın ve sıfat zâtın dışı (zâhiri) olduğu gibi zât sıfatın, sıfat da ismin içi (bâtını) olur.</p>
<p>Aynı suretle şey ismin dışı ve isim şey’in içi olur. Çünkü isimlenmiş (müsemmâ) olan şey meydana çıktığı vakit isim o şeyde yok olur.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
58-<br />
(Bk:İslam Düşüncesi, H.Z.Ülken, s:153, 165-166)<br />
(Türk Tarihi, Rıza Nur, İst.1924-1926)<br />
(Füsûsü’l-Hikem, Muhyittin Arabî, Çev. N.Gençosman, İst.1952, Önsöz vııı-x)<br />
(Vahdet-i Şuhud Vahdet-i Vücud Meselesi, Cavit Sunar, s: 104-178, 255-287). <br />
(Tercüme ve Şerh-i Füsus, Ahmet Avni Konuk’a ait elyazması; Konya Mevlâna Müzesi Kitap No:7677, Mukaddime[Giriş] s:1-2)</p>
<p>59- Bk: (İslam Düşüncesi, s:185)<br />
60- Bu münakaşaların [ilmî tartışmaların) bazıları da Semananî ile Kemâlettin Abdurrezzak Kâşî arasında geçmiş ve bu münasebetle yazışmalarda bulunmuşlardır. Bk:Nefahat’ul-Üns Terc. Abdurrahman Câmi s: 186)<br />
61- Bk: (İslam Düşüncesi, s:186)<br />
62- Bk: (İslam Düşüncesi, s:152)<br />
63- İbn Arabî Spinoza gibi Allah’ı âlemin aynı saymaz. Çünkü varlık yalnız Allah’ın varlığından ibarettir. Bu sebeple “Ben O’yum” dememeli fakat “Ben O’ndayım” demelidir. Bk: (İslam Düşüncesi, s:152),<br />
64- Bk: (F.H., i, f,; s: 250-252; T.Ş.F., 17, 50, 56-57)<br />
65- (F.H., z, f,; s: 240-252; T.Ş.F.s:5)<br />
66- (F.H., z, f,; s: 244, T.Ş.F., 23-24), (İslam Düşüncesi, Hâşiye s: 157)<br />
67- (F.H., i, f,; s: 237,T.Ş.F.s:2)<br />
68- (F.H., H, f,; s: 119, T.Ş.F.s:1)<br />
69- (F.H., M, f,; s: 313, T.Ş.F.s:1-3)</p>
<p><span style="color:#888888;">4. BÖLÜM SONU</span></p>
<p>VAHDET-İ ŞUHUD BÖLÜMLERİ: <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/21/vahdet-i-suhud-1/">(1)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/27/vahdet-i-suhud-2/">(2)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/28/vahdet-i-suhud-3/">(3)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/26/vahdet-i-suhud-4/">(4)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/02/vahdet-i-suhud-5/">(5)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/13/vahdet-i-suhud-6/">(6)</a></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#888888;">PROF.DR.CAVİT SUNAR</span><br />
<span style="color:#888888;">DOKTORA TEZİ</span><br />
<span style="color:#888888;">İMAM-I RABBANÎ—MUHYİDDİN-İ ARABÎ</span><br />
<span style="color:#888888;">VAHDET-İ ŞUHUD—VAHDET-İ VÜCUD MESELESİ</span><br />
<span style="color:#888888;">1954/İSTANBUL</span><br />
<span style="color:#888888;">***</span><br />
<span style="color:#888888;">**</span><br />
<span style="color:#888888;">*</span><br />
TASAVVUF VE FELSEFE AKADEMİSİ<br />
<a href="http://www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/">www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/173/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=173&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/26/vahdet-i-suhud-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b3fcfc027f37cc03004daaef00721514?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufvefelsefeakademisi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg?w=136" medium="image">
			<media:title type="html">vahdet-işuhud</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Vahdet-i Vücûd (6)</title>
		<link>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/17/vahdet-i-vucud-6/</link>
		<comments>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/17/vahdet-i-vucud-6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 20:23:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufvefelsefeakademisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vahdet-i Vücud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/?p=160</guid>
		<description><![CDATA[MUTLAK VARLIK VE ZÂT – SIFAT MÜNASEBETİ – 3 Tanrı sadece zâhir ve bâtın sıfatlarıyla vasıflanan herhangi bir vücud [varlık] değildir.Maddî ve mânevî bütün varlığı –varlığıyla varederek- kuşatan ârazlar, sûret ve tecellilerdir. Çünkü bütün mahlûkat Hakk’ın sıfatlarıyla görünür, yani Hakk’daki sıfatların hepsi mahlûktada bulunur. Bunun için de “hangi tarafa dönerseniz Hakk’ın vechi orada zâhirdir” (56) [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=160&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MUTLAK VARLIK VE ZÂT – SIFAT MÜNASEBETİ – 3</p>
<p><a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/pict0077.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-13" title="Vahdet-i Vücud" src="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/pict0077.jpg?w=150&#038;h=112" alt="" width="150" height="112" /></a>Tanrı sadece zâhir ve bâtın sıfatlarıyla vasıflanan herhangi bir vücud [<span style="color:#c0c0c0;">varlık</span>] değildir.Maddî ve mânevî bütün varlığı –<span style="color:#c0c0c0;">varlığıyla varederek</span>- kuşatan ârazlar, sûret ve tecellilerdir. Çünkü bütün mahlûkat Hakk’ın sıfatlarıyla görünür, yani Hakk’daki sıfatların hepsi mahlûktada bulunur. Bunun için de “hangi tarafa dönerseniz Hakk’ın vechi orada zâhirdir” (56) –<span style="color:#c0c0c0;">âyeti beyan edilmiştir</span>-.<span id="more-160"></span></p>
<p>İbn-i Arabî’ye göre bir şeyin vechi, aynı zamanda onun hakikatidir (57). Zât sıfatın aynı olduğu için, sıfatların tecellisinde bâtın olan Hakk birlik örtüsüyle gizlenmiştir. Bu haliyle “zâtî birlik” olarak O’nu kendisinden başka kimse bilemez. O, yine bilinmez bir hazine olarak devam eder. Fakat isim ve sıfatlarının bâtını, özü olarak âlemlere yayılmış vaziyettedir. Zâtlarda ve aynlarda cereyan eden O’dur (58). Buna rağmen “Her türlü eksiklikten uzak olan ulu Tanrı[<span style="color:#c0c0c0;">*</span>] hadiseler için mahal değildir” (59).</p>
<p>[<span style="color:#c0c0c0;">*</span>] [<span style="color:#c0c0c0;">Allah’ın ahad olma hakikatini “yaratan ve yaratılan” olarak iki varlık türüne ayırdığımız zaman “yaratılan varlık”a “kul”, “yaratıcı varlık”a da mecburen “Ulu Tanrı” veya Arapçadaki karşılığı ile “İlâh” denilmek icâb eder. İkili varlık kategorilemesinde varlığın birisi kul olur ki kulun kul olabilmesi bir tanrıya ibadeti ile mümkündür. İbadet edilmesi tasarlanan diğer varlık da Tanrı –ilâh- ismini alır. İslâm sufileri, İslâm felsefecileri ve akademisyenler bu inceliğe dikkat ederek “Allah” ismi ile Tanrı/İlâh ismini  -genellikle- hassasiyetle ayırarak kullanırlar.</span>]</p>
<p>İbn-i Arabî Hakk’ın suretleri kendi nefsinde icat edip de, Esmâ adıyla tefsir ve tâbir edilen nisbetler olarak belirdikten sonra, alem için ilâhî nisbetin gerçekleştiğini ve sûretlerin de Allah’a nisbet edildiğini belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Allah’ı koruyan takvâ ehli nerededir ki Hak onların zâhirleri oldu, yani onların beliren sûretlerinin ayn’ı oldu.. Çünkü kulun hüviyeti Hakk’ın kuvvetleridir. Bundan dolayı Hakk, kul dediği mahlûku Hakk denilen varlığına şâhit kıldı” (60). Zira kendi nefsini bilen Rabbini de bilir.</p>
<p>İbn-i Arabî’de Zât sıfat münasebeti daha ziyade Mutezile ile Eşariler arasında bir yerdedir; fakat daha çok Mutezile’ye yakın bulunmaktadır. [<span style="color:#c0c0c0;"><strong>Mutezile</strong>; Zamanla kaybolmuş itikadi bir mezhep. <strong>Eşarî</strong>; ehli sünnet itikadının iki itikadi mezhebinden birisidir, diğeri Maturudî’dir.</span>]</p>
<p>Her ne kadar sıfatlar zât’ın aynı ise de, onlar ‘şeyler’ olarak sürekli bir varlığa sahip değillerdir. Aynı zamanda, ilâh zât’tan ayrı olarak da hiçbir mânâsı yoktur; çünkü onlar zât’a bağlı bir takım izafetlerdir [<span style="color:#c0c0c0;">yansımalardır/görece vardırlar</span>]. Mesela bilgi ve yaşamak bir yandan bilen ve yaşayan gibi bir takım cüz’i varlıkları belirlerken, diğer yandan ise bunlar birer küllî kavram olarak Allah ile aynîleşen ve O’ndan farklı olmayan ilâhî sıfatları ifade ederler. Burada sonsuz sıfatlarla muttasıf olan zât, salt Zât değil, bilâkis “ilk taayyün” mertebesindeki zâttır. Bu salt zât mertebesindeyken, her türlü suretten münezzeh ve müteal [<span style="color:#c0c0c0;">aşkın, âlâ, yüce</span>] olan zât, sıfat ve isimleri gereği birtakım isimlere bürünmüş ve bu suretleri de kendi ilminde müşahede etmiştir. Bu mertebeye sûfi terminolojisinde “ilk taayyün” adı verilmektedir.</p>
<p>Salt zât, yani “Lâ-taayyün” [<span style="color:#c0c0c0;">belirmenin olmadığı, belirsizlik, âmâ</span>] mertebesinde ilâhî şe’nlerden [<span style="color:#c0c0c0;">görünüşler,işler, güçler</span>] ibaret olan sıfat ve isimler arasında bir fark ve temeyyüz [<span style="color:#c0c0c0;">ayrılma</span>] bulunmadığı halde, ilim mertebesi de denilen bu “ilk taayyün” mertebesinde birbirinden ayrılmış ve farklılaşmışlardır. Böylece Hâdi [<span style="color:#c0c0c0;">Hidâyet eden; gerçeğe yönlendiren; gerçeği görmeyi sağlayan</span>]ismi Mudil [<span style="color:#c0c0c0;">İdlâl edici, yoldan çıkaran, eğri yola teşvik edici</span>] isminden, Dârr [<span style="color:#c0c0c0;">Zarara uğratan. Her şer kabul edilenin mutlak var edicisi</span>] ismi Nâfî [<span style="color:#c0c0c0;">Yararlandıran. Her hayır kabul edilenin mutlak var edicisi</span>] isminden ayrılmıştır (temeyyüz etmiştir) (61).</p>
<p>Bu ayrılıklardan doğan zıtlıkların, Avni Konuk, isimler arasındaki nisbetlerden ibaret olduğunu, ilâhî hüviyette tezat ve tekabülün [<span style="color:#c0c0c0;">karşılıklılık</span>] olmadığını, Cenâb-ı Hakk’ın bütün zıtları cem’ ettiğini, Celîl, Cemîl,  Muhyî, Mümît, Zâhir, Bâtın, Evvel-Ahir vb. hep O olduğunu belirtiyor (62).</p>
<p>Zıtları cem eden Hakk, zâhir ismiyle isimlendirilince “şey”in aynî, zuhuru halinde bâtın olan şeyin aynî olur. Çünkü, Vücud’da [<span style="color:#c0c0c0;">varlığıyla var olan tek varlıkta</span>] O’ndan başka bir şey yoktur ki, zâhir olduğu vakit O’nu görsün. Ve yine Vücud’da [<span style="color:#c0c0c0;">varlığıyla var olan tek varlıkta</span>] O’ndan başka bir şey yoktur ki, O’ndan bâtın olsun. Şu halde Konuk’a göre, Hakk, zuhuru halinde kendi nefsine ve zât’ına zâhir olur. Bâtın olduğu vakitte de zâhir olan O’nun nefsinden yine O’nun nefsine zâhir olur (63).</p>
<p>İbn-i Arabî’de Zât ile sıfatların aynı olduğunu bize gösteren diğer bir nokta ise, her ilâhî isimde iki yönün bulunmasıdır. Bunlardan birisi Zât’a, diğeri de kendine has mânâya delâlet eder. Mesela Alî, Semi’, Basîr isimleri, bu isimler ile adlandırılan Zât’a delâlet ettikleri gibi, her birisi kendisine ait hususi bir mânâya da delâlet ederler. Zira Alîm [<span style="color:#c0c0c0;">Bilici</span>], Semi’[<span style="color:#c0c0c0;">İşitici</span>], Basîr [<span style="color:#c0c0c0;">Görücü</span>] diye adlandırılan bir olan Zât-ı ilâhîdir. İşte bir tek Zât’a delâlet etmeleri itibariyle ve O Zât’ın isimleri olmak bakımından, bütün bu isimler arasında “ayniyet” vardır. Fakat bu isimlerin her biri hususi mânâları bakımından birbirinin aynı değildir. Bilici, İşitici ve Görücü olmak ayrı ayrı şeylerdir. Bu mâna farklılıklarından dolayı ise, “gayriyet” vardır (64).</p>
<p>Gerek âlem ve gerekse âlemdeki objeler, nesneler ve insan ilâhî isimlerin [<span style="color:#c0c0c0;">esmânın</span>] zâhiridir. Onları temsil eden isimler ise bâtınıdır. İsim ile zât arasında bir ayniyet ve gayriyet olduğuna göre, aynı hususlar diğer varlıklar için söz konusu değil midir? Buna verilecek cevap tabiiki evettir. Çünkü aynı durum İbn-i Arabî’ye göre nesneler, insan ve âlem için de geçerlidir. Dâima zât mertebesi ayniyeti, isimler ve sıfatlar mertebesi ise çokluğu ve gayriyeti göstermektedir. Fakat tam olarak, her yönden ne ayniyet vardır ne de gayriyet. Her vücûdun [<span style="color:#c0c0c0;">her birimin</span>] varlığa gelebilmek için muhakkak olarak bir yönüyle Zât’a bağlanması, O’nunla âlakayı kesmemesi gerekmektedir. Aksi halde zaten bir hiç mertebesinde olan varlığı mutlak yokluk olur.</p>
<p>Var olmayı varlığın bir türü sayan İbn-i Arabî, -<span style="color:#c0c0c0;">ilim boyutundaki sanal</span>- varlığın -<span style="color:#c0c0c0;">efal boyutunda</span>- vücûda [<span style="color:#c0c0c0;">varoluşa</span>] gelebilmesi için varlık mertebeleri veya düzeyleri diyebileceğimiz mertebelerden birinde tezahür etmesini şart koşmaktadır. Bu mertebeler her ne kadar Plotinos’un südur nazariyesindeki mertebelere benziyorsa da, vazifeleri ve mâhiyetleri yönünden farklıdırlar. Burada da bütün varlık âlemi, Hakk’ın vücudunun [<span style="color:#c0c0c0;">varlığının, tekliğinin</span>] mertebe mertebe inerek (tenezzül ederek) tezahür ve tecellisinden ibarettir. Fakat bu zuhur, düz bir çizgi halinde ve cevherden [<span style="color:#c0c0c0;">özden</span>] pay alırcasına değil de öncesi ve sonrası belli olmayan, zamansız ve mekânsız, sayısız anda varolup-yokolan tecelliler, zuhurlar şeklindedir.</p>
<p>Her şeyi muhît [<span style="color:#c0c0c0;">varlığıyla var etmek sırrıyla kuşatmış</span>] olan Allah, mevcut olan bütün varlığı, olup bitenleri –<span style="color:#c0c0c0;">kendi fiilleri olmak itibarıyle</span>- ihata etmiştir [<span style="color:#c0c0c0;">kuşatmıştır, kapsamıştır</span>]. O’nun bilgisi ve iradesi dışında hiçbir şey olamaz. Peki öyleyse –<span style="color:#c0c0c0;">ilmî- </span>varlığın –<span style="color:#c0c0c0;">fiilî</span>- vücudu [<span style="color:#c0c0c0;">varoluşu</span>] kabul ettiği bu mertebeler nelerdir? Ve bu mertebeleri kimler, nasıl tesbit etmişlerdir? Bunların belirli bir sayısı var mıdır? Bu sorulara cevap bulabilmek için varlık mertebeleri denilen bazı itibari merhalelerden söz etmek yerinde olacaktır sanıyorum. [<span style="color:#c0c0c0;">VARLIK MERTEBELERİ KONUSU İLERİKİ BÖLÜMLERDE YAYIMLANACAKTIR</span>]</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
56-Kur’an II. 115.<br />
57- İbn-i Arabî, age s. 24, 47,, Tçv. s. 44, 89.<br />
58- İbn-i Arabî, age s. 91, Tçv. s. 176.<br />
59- İbn-i Arabî, age s. 92, Tçv. s. 178.<br />
60- İbn-i Arabî, age s. 46, Tçv. s. 87<br />
61- Konuk, age, II,s. 1882 vd: Mustafa Tahralı, “Fususu’l-Hikemde Tezatlı İfadeler ve Vahdet-i Vücud”, A.A. Şerhi, C. 2, s.25.<br />
62- Konuk, age, s. 153, 346.<br />
63- Bilgi için bkz. Konuk, age, I, s. 17; Tahralı, agy,s. 26.<br />
64- Bkz. Konuk, age, I, s. 17; Tahralı, agy,s. 26.</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"><strong>6. BÖLÜM SONU</strong></span></p>
<p>VAHDET-İ VÜCÛD BÖLÜMLERİ: <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/15/vahdet-i-vucud-1/">(1)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/17/vahdet-i-vucud-2/">(2)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/20/vahdet-i-vucud-3/">(3)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/29/vahdet-i-vucud-4/">(4)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/15/vahdet-i-vucud-5/">(5)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/17/vahdet-i-vucud-6/">(6)</a>  &#8230;</p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;">KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YAYINLARI/1221</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">1000 Temel Eser Dizisi/157 </span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">1990- Yorum Matbaası ANKARA</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">BİR TANRI-ÂLEM MÜNASEBETİ OLARAK PANTEİZM VE VAHDET-İ VÜCÛD</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">Doç.Dr. Hüsameddin ERDEM</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">***</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">**</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">*</span><br />
TASAVVUF VE FELSEFE AKADEMİSİ<br />
<a href="http://www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/">www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/160/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=160&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/17/vahdet-i-vucud-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b3fcfc027f37cc03004daaef00721514?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufvefelsefeakademisi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/pict0077.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">Vahdet-i Vücud</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Vahdet-i Vücûd (5)</title>
		<link>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/15/vahdet-i-vucud-5/</link>
		<comments>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/15/vahdet-i-vucud-5/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 01:15:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufvefelsefeakademisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vahdet-i Vücud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/?p=147</guid>
		<description><![CDATA[MUTLAK VARLIK VE ZÂT – SIFAT MÜNASEBETİ -2 İbn-i Arabî’nin “Hakikat” anlayışında sanki bir dualizm [ikilik] ortaya çıkıyor. Gerçi ontolojik [varlıksal] açıdan Hakikat, tek ve Vücud’un [varlığı zorunlu varlığın] ta kendisidir. Epistemolojik [bilgisel] açıdan ise bir yanda zahirî varlık dünyasını aşan Mutlak Hakikat, Salt Vücud (BİR) mevcuttur. Diğer yanda ise tenzih sıfatının muhatabı ve ibadetin konusu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=147&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MUTLAK VARLIK VE ZÂT – SIFAT MÜNASEBETİ -2</p>
<p><a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/pict0077.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-13" title="Vahdet-i Vücud" src="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/pict0077.jpg?w=150&#038;h=112" alt="" width="150" height="112" /></a>İbn-i Arabî’nin “Hakikat” anlayışında sanki bir dualizm [<span style="color:#c0c0c0;">ikilik</span>] ortaya çıkıyor. Gerçi ontolojik [<span style="color:#c0c0c0;">varlıksal</span>] açıdan Hakikat, tek ve Vücud’un [<span style="color:#c0c0c0;">varlığı zorunlu varlığın</span>] ta kendisidir. Epistemolojik [<span style="color:#c0c0c0;">bilgisel</span>] açıdan ise bir yanda zahirî varlık dünyasını aşan Mutlak Hakikat, Salt Vücud (BİR) mevcuttur. Diğer yanda ise tenzih sıfatının muhatabı ve ibadetin konusu olan Hakk (RABB) mevcuttur. Bunlardan birincisi bütün varlığın kaynağı ve sebebidir. Sırf soyutluk olması ve sıfatlardan da yoksun olmasından dolayı onun aşkınlık ve içkinliğinden söz etmek mümkün değildir.<span id="more-147"></span></p>
<p>İbn-i Teymiye, İbn-i Arabî’nin bu Hakikat anlayışına dayanarak Onu bütün sıfatları inkâr ile suçlamaktadır. Ayrıca âlemin salt ve saf bir zorunlu varlıktan südûr ettiği telakkisini de İbn-i Arabî’ye atfederek, “yaratılmış mümkün varlığı” kabul etmediğini ileri sürüyor (45).</p>
<p>İbn-i Teymiye Salt Hakikat mertebesini kast ediyorsa, sıfatları, İbn-i Arabî’nin kabul etmediği doğrudur. Ancak bunun dışındaki her hakikat Hakk, Tanrı vb. için kast ediyorsa, Onun bu görüşüne katılmak imkânsızdır. Zirâ İbn-i Arabî Allah-Âlem münasebetini tamamen Zât-Sıfat mertebesine bağlamaktadır. Plotinos’daki gibi varlığın südûru [<span style="color:#c0c0c0;">taşması, yansıması, tecellisi</span>] ise hiç söz konusu değildir.</p>
<p>Şimdi de bütün varlık âleminin Hakk’ın “vucûd”unun [<span style="color:#c0c0c0;">varlık’ının, zât’ının</span>] mertebe mertebe [<span style="color:#c0c0c0;">boyut boyut</span>] inerek zuhur ve tecellisi demek olan isim ve sıfatları üzerinde biraz durmamız gerekmektedir. İbn-i Arabî’ye göre Zât’ın (Allah) sonsuz isim ve sıfatları vardır. Bunlar ancak kendilerinde zâhir olan eserlerle bilinirler. Sıfat ve isimler gibi bu eserler de sonsuzdur (46). Bu sonsuzluğa rağmen “Allah zâtı bakımından Tek [<span style="color:#c0c0c0;">Ahad</span>] ve eşsiz, isim ve sıfatları bakımından ise bir kül, bütündür… Ve O’nun eşsiz birliği kendisinde bilkuvve mevcut olan bütün isim ve sıfatların toplamıdır” (47). Yani ilahî isim, bir nevi ilâhî Zât’ın sonsuz tezahürlerinden birindeki ilahî zâttır. Yahutta o Zât’ın bir suretidir. Bu sebeple sıfat, objeler, nesneler dünyasında tezahür eden ilâhî bir isimdir.</p>
<p>Zât’ın (Vücûd’un [<span style="color:#c0c0c0;">Varlık’ın</span>]) muhtelif mertebelerindeki bu tecellileri O’nun sevgiye dayalı hareketinden çıkmaktadır. Kâinatta sevgi ile ilgisi olmayan bir hareket yoktur (48). A. Avni Konuk’un da “Füsûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi”nde bahsettiği gibi, her hareketin, olduğu yerde bir hareket ettirici vardır. Hareket ettirici hayat sahibidir. Hayat bir sıfattır ve sıfat mevsuftan (vasıflandırdığı şeyden) ayrı olmayacağı için onun aynıdır. Vücud [<span style="color:#c0c0c0;">varlık</span>] hayat ile muttasıf olunca kendi nefsini ve zâtını idrak etmesi gerekir. Bu ise onun zâtını [<span style="color:#c0c0c0;">kendisini</span>] bilmesidir. Buna göre ilim de hayat gibi bir sıfattır. Bundan dolayı vücud ilim ile de muttasıf [<span style="color:#c0c0c0;">sıfatlanmış</span>] bir sıfat olur. Buradan irade ve kudret; vücud’un [<span style="color:#c0c0c0;">zorunlu varlık’ın</span>] bunlarla muttasıf [<span style="color:#c0c0c0;">sıfatlanmış</span>] olmasından Semi, Basar, Kelam ve Tekvin sıfatları meydana gelir. Ve bu devam eder gider. Bütün bu sıfatların imamı ise Konuk’a göre HAYAT sıfatıdır. Zira hayatın olmadığı yerde ne hareket, ne ilim, ne kudret ve de icâb [<span style="color:#c0c0c0;">varlığın sıfatları kabulü</span>] bulunmaz (49).</p>
<p>Demek oluyor ki, sıfat ismin menşeidir [<span style="color:#c0c0c0;">kaynağıdır</span>]. Yani bir yerde sıfat olmazsa isim de olmaz. Kendisinde ilim olmayana âlim, hayat bulunmayana hayy [<span style="color:#c0c0c0;">diri, canlı</span>] denilemez. Burada nasıl ki zât sıfat ile, sıfat isim ile, isim de şey/nesne ile biliniyorsa aynı şekilde Zât sıfat ile, sıfat isim ile, isim de şey (obje) ile zahir olur. Çünkü zât’ın zahiri sıfat, sıfatın zahiri isim, ismin zahiri de obje (şey)dir (50).</p>
<p>Bu vetire (süreç) aynı şekilde objeden Zât’a doğru da gitmektedir. Bu takdirde obje zâhir, isim bâtın; isim zâhir sıfat bâtın; sıfat zâhir Zât bâtın olur. Bir şey zâhir olduğu vakit, isim o şeyde bâtındır, gizlidir. Buna göre şeyler (nesneler, objeler) bir çeşit ilâhî isimlerin “meclâ (tecelli yeri)” ve “mazharı (zuhur yeri)” olmaktadır.</p>
<p>Bu tecelli ve zuhurda şeyler görüldüğü halde, onların bâtını durumunda olan isim, sıfat ve zât görünmemektedir.</p>
<p>İbn-i Arabî her ismin hem zât’a hem de kendisi için vaz’ olunan [<span style="color:#c0c0c0;">belirlenen</span>] mânâya delâlet ettiğini, her mânânın da kendi ismini istediğini belirtiyor. Ona göre her isim, ilâhî zât’a delâlet etmesi yönünden aynıdır. Aynı zamanda o isimde bütün ilâhî isimler vardır (51). Zira her şeyde beliren ve her şeyde görünen ancak tek bir varlıktır. Çünkü, O lâtiftir, zâhir ve bâtından haberdardır (52). Hakk’ın bu letafeti varlığa hâkim olduğu için, biz istersek, eşyaya arazları [<span style="color:#c0c0c0;">bileşenleri</span>], sûretleri ve terkibleri itibariyle bunlara başka başka şeyler; istersek tek cevherden [<span style="color:#c0c0c0;">tek özden</span>] olmalarından dolayı aynı şeyler diyebiliriz (53). Zira hiçbir şey hiçbir şeye nüfuz etmemiştir (ittihat [<span style="color:#c0c0c0;">birleşme, iki şeyin bir olması</span>)] ve hulûl <span style="color:#c0c0c0;">[içine girme, bir ruhun bir bedene girmesi gibi şeyler</span>] söz konusu değildir).Sadece o şeyle perdelenmiştir. Buna göre nüfuz eden şey iç (bâtın) nüfuz edilen de zâhirdir.</p>
<p>Eğer Hakk ortaya çıkarsa [<span style="color:#c0c0c0;">zâhir olursa</span>] halk [<span style="color:#c0c0c0;">yaratılmışlık zannı yaratılmamış Hakk gerçeğiyle</span>] perdelenir. Bu durumda halk [<span style="color:#c0c0c0;">yaratılmış varsayımı</span>] Hakk’ın bütün isim ve sıfatları, hatta O’nun işitme ve görme kuvveti bütün nisbet ve idrakleri olur.</p>
<p>Eğer halk meydana çıkarsa Hakk ile örtünür. Bu takdirde Hakk halkın gözü kulağı, eli ayağı ve bütün kuvvetleri olur. Aslında farklı görünen bu içler ve dışlar arasında bir ayrılık yoktur (54).</p>
<p>İbn-i Arabî Allah’ın zât [<span style="color:#c0c0c0;">hakikat, öz</span>] olarak tek ve eşsiz olduğunu, sadece isim ve sıfatlarının artmasıyla, suretlerdeki tecellisi itibariyle çokluğu ifade ettiğini belirtiyor (55).</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
45- İbn-i Teymiye Külliyatı…<br />
46- İbn-i Arabî Füsus, s.14, Tçv. s. 22.<br />
47- İbn-i Arabî, age s. 30, Tçv. s. 31.<br />
48- İbn-i Arabî, age s. 109, Tçv. s. 211.<br />
49- Ahmet Avni Konuk, F.H.T.ve Ş. Mukaddime s. 16<br />
50- Ahmet Avni Konuk age. 1, 16.<br />
51- İbn-i Arabî, age s. 24, Tçv. s. 42.<br />
52- İbn-i Arabî, age s. 104, Tçv. s. 202.<br />
53- İbn-i Arabî, age s. 191, Tçv. s. 192.<br />
54- İbn-i Arabî, age s. 46, Tçv. s. 86.<br />
55- İbn-i Arabî, age s. 106, Tçv. s. 207.</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">5. BÖLÜM SONU</span></p>
<p>VAHDET-İ VÜCÛD BÖLÜMLERİ: <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/15/vahdet-i-vucud-1/">(1)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/17/vahdet-i-vucud-2/">(2)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/20/vahdet-i-vucud-3/">(3)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/29/vahdet-i-vucud-4/">(4)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/15/vahdet-i-vucud-5/">(5)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/17/vahdet-i-vucud-6/">(6)</a>  &#8230;</p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;">KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YAYINLARI/1221</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">1000 Temel Eser Dizisi/157 </span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">1990- Yorum Matbaası ANKARA</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">BİR TANRI-ÂLEM MÜNASEBETİ OLARAK PANTEİZM VE VAHDET-İ VÜCÛD</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">Doç.Dr. Hüsameddin ERDEM</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">***</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">**</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">*</span><br />
TASAVVUF VE FELSEFE AKADEMİSİ<br />
<a href="http://www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/">www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/147/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=147&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/15/vahdet-i-vucud-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b3fcfc027f37cc03004daaef00721514?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufvefelsefeakademisi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/pict0077.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">Vahdet-i Vücud</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ferid Kam&#8217;dan Vahdet Dersleri (3)</title>
		<link>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/09/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-3/</link>
		<comments>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/09/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-3/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 20:04:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufvefelsefeakademisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vahdet-i Vücud]]></category>
		<category><![CDATA[Ferid Kam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[PANTEİZM’İN ÇEŞİTLERİ Doğu’dan Yunanistan’dan ve Avrupa’dan alınmış olması bakımından “Panteizm”in çok sayıda çeşitleri vardır. Mesela bir filozofa göre; tabiat  [varlık ve varoluş] “Mutlak Bir”in [Tek Varlık’ın] bir cereyanı [bir etkisi] bir taşmasıdır [tecellisidir]. Başka bir filozofa göre; Cenâb-ı Hak bir cevher [öz] tabiat da [varlık ve varoluşlar da] o cevherin [o öz’ün] çeşitli şekilleridir diyor. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=140&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PANTEİZM’İN ÇEŞİTLERİ</p>
<p><a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2012/01/ferid-kam.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-135" title="Ferid Kam" src="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2012/01/ferid-kam.jpg?w=102&#038;h=150" alt="" width="102" height="150" /></a>Doğu’dan Yunanistan’dan ve Avrupa’dan alınmış olması bakımından “Panteizm”in çok sayıda çeşitleri vardır. Mesela bir filozofa göre; tabiat  [<span style="color:#c0c0c0;">varlık ve varoluş</span>] “Mutlak Bir”in [<span style="color:#c0c0c0;">Tek Varlık’ın</span>] bir cereyanı [<span style="color:#c0c0c0;">bir etkisi</span>] bir taşmasıdır [<span style="color:#c0c0c0;">tecellisidir</span>]. Başka bir filozofa göre; Cenâb-ı Hak bir cevher [<span style="color:#c0c0c0;">öz</span>] tabiat da [<span style="color:#c0c0c0;">varlık ve varoluşlar da</span>] o cevherin [<span style="color:#c0c0c0;">o öz’ün</span>] çeşitli şekilleridir diyor. Yahut sonlu ile sonsuz genel bir deyimle bütün zıtlar asıl ve zât bakımından sınırlıdır, fikrini ortaya sürüyor.<span id="more-140"></span></p>
<p>Panteizm’in çeşitli suret ve şekillerde değişme ve terakkilerinde [<span style="color:#c0c0c0;">gelişiminde/evriminde</span>] sabit bir gerçek görülüyor ki, o da sonsuz ile sonlunun ezelden beri birlikte varlığını sürdürmesi, tabiatla [<span style="color:#c0c0c0;">varlık ve varoluşla</span>]  Cenâb-ı Hakk’ın bir tek şey olmasıdır.</p>
<p>Araştırmacılar dört tür Panteizm kabul ederler. Bunlar:</p>
<p>1- Revakîler (Stoacılar)<br />
2- İskenderiyye okulunun sistemleri<br />
3- Spinoza<br />
4- Hegel sistemleridir.</p>
<p>REVAKÎLER (STOACILAR<span style="color:#c0c0c0;"><strong>*</strong></span>): âlemde var olan her şeyin maddî ve cismanî olduğunu kabul etmekle beraber, fikri [<span style="color:#c0c0c0;">soyut varoluşu, özü, ruhu vb.</span>] ve sonsuzu da büsbütün inkâr etmiş değillerdir. Onların düşüncelerine göre varlıklar, akıldaki ortaya çıkışı ile aklî [<span style="color:#c0c0c0;">ussal</span>], histe [<span style="color:#c0c0c0;">beş duyuda</span>] ortaya çıkışı ile maddî idi.</p>
<p>Bu sistemi savunanlar, “kâinat [<span style="color:#c0c0c0;">varolanlar</span>] görülen ve edilgen bir vücûddan [<span style="color:#c0c0c0;">varlıktan</span>] meydana gelmiş maddî unsurlar ile görülmeyen ve etken bir ruhtan ibarettir. Bu ruh kâinatın her cüz’üne [<span style="color:#c0c0c0;">birimine</span>] girmiş, her parçasında da hâkimdir. Varlığın kaynağı odur. Her şey ondan çıkar, yine ona döner” diyorlardı.</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">*[Stoa Okulu;Eski Yunan felsefesinde bir ekol.]</span></p>
<p>İSKENDERİYYE OKULU<span style="color:#c0c0c0;"><strong>*</strong></span>: Bu okula [<span style="color:#c0c0c0;">ekole, sisteme, geleneğe</span>] bağlı olanlar Allah’ın [<span style="color:#c0c0c0;">varlığın nedeninin</span>] önce vücûdu [<span style="color:#c0c0c0;">varlık’ı</span>], ikinci olarak aklı, üçüncü olarak kudreti bulunduğunu kabul ediyorlardı. Aklı, kudret ve hayattan öne getirdikleri gibi, her türlü nitelikten uzak olan, varlığını da aklın önüne geçiriyorlardı. Bu ekolün bağlıları, “kâinat, ilâhî hakikat yönüyle düzenlenmiş, görülen âlem de Hakk’ın [<span style="color:#c0c0c0;">Yaratıcı’nın</span>] sûretidir,” diyor. Fakat âlem ile onda ortaya çıkan olaylar, zâtları [<span style="color:#c0c0c0;">özleri</span>] ile göz önüne alınırsa hepsinin mevhûm [<span style="color:#c0c0c0;">sanal</span>] bir gölgeden, yalancı bir görüntüden başka bir şey olmadığı görülür. Âlemin ötesinde değişmeden korunmuş ve kâinatın asıllarının esası olan akıllar vardır. Fakat bunların da zâtî varlıkları yoktur, yani kendi başlarına varlıkları yoktur. Hepsi Cenâb-ı Hakk ile vardırlar. Ezelî ve değişmez olan hakikî varlık, idrak sahasının dışında, kendisine ait birliğiyle belirmiştir.</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">*[İskenderiye okulu: Kuruluşu Büyük İskender’in generalleri zamanına kadar uzanan bir okuldur.]</span></p>
<p>İlim hakkındaki teori ile, ruhun kudreti de bu tertip üzeredir. İlmin birinci mertebesi his [<span style="color:#c0c0c0;">beş duyu</span>], ikinci mertebesi akıl, üçüncü mertebesi keşiftir.</p>
<p>Zihinsel kuvvetlerin mertebesi de his [<span style="color:#c0c0c0;">iç duyular</span>], hayal, idrak ve aşktır. Gerçek, akılda ortaya çıkar. Aşk, insanı Allah’a ulaştırır.</p>
<p>Ruh, cezbelerin istilâ etmesiyle nefsî şuurdan soyulmuş Cenâb-ı Hakk’da fanî olmuştur. [<span style="color:#c0c0c0;">Cenâb-ı Hakk kavramı, burada ve tüm Panteist kritiklerde felsefî anlamda kullanılmaktadır ve Yaratıcı Varlık anlamındadır</span>]</p>
<p>İşte İskenderiyye okulunun görüşü de budur.</p>
<p>SPİNOZA İLE HEGEL <span style="color:#c0c0c0;">*</span>: Bunların sistemleri birbirinin aynıdır. Ancak Spinoza’nın cevher [<span style="color:#c0c0c0;">öz</span>] dediği şeye Hegel “düşünce” [<span style="color:#c0c0c0;">fikir, i</span>de] diyor. Her şey düşünceden ortaya çıkıyor ve gene düşünceye dönüyor. Bu iki filozof her ne kadar bazı noktalarda birbirlerinden ayrılıyorlarsa da sonsuz ile sonluyu kabulde, eşyanın bu iki aslını, zaruri bir tekâmül kanununa bağlı olarak, bir tek çözüme götürmede birleşirler.</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">*[Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770- 1831), Alman filozof.]</span></p>
<p>PANTEİZM’İN GELİŞİM EVRELERİ</p>
<p>Buraya kadar uygulanan tarihî ve aklî muhakemeler, Panteizm’in mahiyeti hakkında topluca bir fikir verebilir. Şimdi konunun ikinci şıkkına yani Panteizm’in çeşitli safhalarına ait gelişiminin bir kanuna [<span style="color:#c0c0c0;">bir ilkeye</span>] bağlı olup olmadığı meselesine gelelim.</p>
<p>Soyutlama alanında gezdikçe bu sistem şaşırtıcı şekilde basittir. Fakat o sahadan ayrılır ayrılmaz, o basitlik kapalılığa dönüşür.</p>
<p>Panteizm sisteminin çeşitli dalları, esas itibarıyla birbirinin aynıdır.  Bir üçgenin iki boyutu uzadıkça aralarındaki mesafenin açıldığı gibi, gelişim vâdisine doğru gitmeye başlayınca, bu çeşitli dalların aralarındaki uzaklık da artar. Bunun böyle olması gayet tabiidir. Çünkü, her düşünürün düşünme tarzı başkadır.</p>
<p>Metafiziğe ait bir sistem, ancak bir şart ile kurulabilir. Acaba o şart nedir? Varlıkların tabiatlarının ve varlıklar arasındaki münasebetlerin mümkün olduğu kadar anlatılması ve açıklanmasıdır. Meselâ; Allah, tabiat, insan vesaire gibi şeylerden genel bir tarzda söz etmekten hiçbir şey çıkmaz. Allah’ın sıfat ve zâtını (özünü) açıklamalı; sonlu şeyler ile onların vücûd [<span style="color:#c0c0c0;">varlık</span>] bakımından haiz oldukları mertebeler ve dereceleri belirlenmeli. Yalnız, mantık kurallarına uygun olarak konuların düzenlenmesi yeterli değildir.  Deneyleri ve varlıkların hakikatlerini de göz önünde bulundurmalıdır.</p>
<p>Görünen âlem sadece hislerimize [<span style="color:#c0c0c0;">duyularımıza</span>] karşı olan görünümü ile kalmaz onun şiddetli sesi daima vicdanımızda tınlar.</p>
<p>Aklın kanunları [<span style="color:#c0c0c0;">mantıksal</span> <span style="color:#c0c0c0;">doğrular</span>], kalbin ihtiyaçları [<span style="color:#c0c0c0;">inançlar</span>] ve ruhun garip ve esrarengiz halleri vardır. Bütün felsefî sistemlerin bu yönlerinin, dikkat nazarlarımızdan uzak tutulmaması lazım gelir. İşte Panteizm, bu konuda çok büyük zorluklarla karşılaşır. Bu ekol üstadlarından hiç biri bu zorluklara katlanmada maharet gösteremiyor. Panteistler sonlu ile sonsuzun varlığını tasdik ederler. Bu konuda akıl kanunlarının gerekleri ile genel vicdanın ilhamları tam bir uyum halinde bulunurlar. Fakat insanlar yalnız tabiata inanmak yahut <span style="color:#c0c0c0;">-aklın ve idrakin ötesindeki meçhul bir-</span> Allah’a ibadet etmekle yetinmezler. İnsanlar hayal olmayan gerçek varlıklara, kuvvetli ruh ile sükûn bulmuş bir tabiat âlemine, soyut bir mânâdan, seçeneksiz tek işaretten, hülâsa, kuru isimden ibaret bir İlâh’a değil, canlı, kudretli ve işgören bir İlâh’a iman etmek isterler.</p>
<p>Panteizmin nihai amacı sonsuz ile sonluyu yani Tanrı ile doğayı/evreni bir tek gerçek haline indirgemektir. Bu meselenin önemini herkes bilir. Çünkü bir taraftan genel vicdanı [<span style="color:#c0c0c0;">ortak bilinç altını</span>] tatmin etmek için gerçek bir Allah’ın [<span style="color:#c0c0c0;">veya Tanrı’nın</span>] lâzım geldiği gibi, diğer taraftan da bunları bir tek hale indirgemek [<span style="color:#c0c0c0;">birleştirmek, tekleştirmek</span>] gerekiyor. Fakat bu konuda nasıl muvaffak olunacaktır?</p>
<p>Eğer soyut ve belirsiz bir Allah ile yetinilmeyecek olursa, ona bir takım sıfatlar vermeli. O’na verilecek bu niteliklerin de hareketi ve hayatı olmalıdır. Bu takdirde, gerek bu niteliklerin, gerekse bunlara ait detayların hepsi Allah’tan başka bir şey olmaması lâzım geldiğinden, tabiat, onda içkin [<span style="color:#c0c0c0;">özünde</span>] olarak bulunur demektir.</p>
<p>Problemi bu şekilde aldıktan sonra, ortada sadece ilâhî hayat kalıp tabiattan bir eser görülmez. Bilakis tabiat için bir gerçek var edilerek, varlıklar için bağımsız olarak bir varlığını sürdürme veya belirlenmiş bir şahsiyet kabul edilecek olursa, o zaman, ilâhî gerçek, kuru bir isimden, kuru bir işaretten ibaret kalır.</p>
<p>Sözün özü şudur ki kâinat [<span style="color:#c0c0c0;">varlık ve varoluş</span>] için bir hakikat var kabul etmeyi düşünelim. O zaman ilâhî gerçeğin kuvveti azaltılmış olur. Allah için bir vücûd [<span style="color:#c0c0c0;">bir varlık</span>] kabul edildiğinde de bu görünen âlem bir hiç derecesine indirilmiş olur. Panteizm, bu iki zıt durum arasında şaşırmış, dehşete kapılmış bir halde kalır.</p>
<p>İnsanların Allah’ta varolduğuna inandıkları sıfatların en büyüğü idraktir. Kâinatı dolduran mahluklar içinde, bizce varlıkları en açık, en kesin bir şekilde bilinmiş, anlaşılmış olanlar, varlıklar içinde kavrama yetisine sahip olan mahlûklardır.</p>
<p>Âlemde bir küllî ve sonsuz bir kavrama (idrak) bulunduğu gibi bir çok da cüz’î ve sonlu idrakler vardır. Bunlar Allah’ın zâtında tecellî eden sonsuz idraki tasavvur ile ona taparlar. Panteizm bu iki tür idraki kabule mecburdur. İlk anda onları inkâr etmek de istemiyor.</p>
<p>Fakat sadece bu doğrulama yetmez. Bu idrakler arasındaki güçlü münasebetlerin belirlenmesi de lâzımdır. Meselenin bu yönü, Panteizm için gayet müşkil ve müthiştir. Çünkü bu durumda Panteizm, idrakleri bire indirgeme gibi insanın gücünü aşan büyük bir iş karşısında kalıyor. Bu öyle bir kaygan noktadır ki Panteistlerin tümü orada pusulayı şaşırıyorlar. O noktaya kadar, oldukça doğru bir yoldan giden Panteistler, bu problemle karşılaşınca, artık orada kalıyor ve çeşitli istikametlere yöneliyorlar.</p>
<p>Hiçbir sınırla sınırlanmayan gerçeklerin tümünün parıldayan hizmetlerini toplayan, bütün varlıkları, bütün gerçekleri, kısaca geçmişi, geleceği, şimdiki ânı bir defada kuşatan, mutlak ve mükemmel bir idrak ki bu Zât-ı Ulûhiyyettir yani Allah’tır hissi ile dolu bir filozofu ele alalım.</p>
<p>Bu filozof, Allah’a mahsus ihata ve idraki, tasavvur, şekil ve sûretlerden uzak, mevhum bir güç olmak üzere kabullenemez. Ancak düşünmenin şekil ve sûretlerinin hepsini toplayan, hayat ve faaliyetle dolu mükemmel bir idrak olmak üzere kabul edebilir.</p>
<p>Şu halde bizim cüz’î idraklerimizin o filozofun gözünde ne olması gerekir? Acaba bu idrakleri ilâhî mutlak idrakin dışında mı görecek? Onlarda ortaya çıkan halleri,  o küllî idrakte tecellî eden hallerden başka bir şey olarak mı telakki edecek? Böyle olursa bu cihet, Panteizm’in temeli olan “birlik” kanununu kesin olarak kabule mânidir. Bunu kabul edebilmek için, ya mantık kurallarını ayak altına almalı, yahut bizdeki sonlu ve sınırlı idraklerin, mutlak ve sonsuz idrakten bir parça olduğunu kabul etmeli. Mesele bu şekle girince, bizim cüz’î idraklerimiz zâtî varlığını, ayırt edici mâhiyetlerini kaybederek, küllî idrake mahsus tasavvurlara (düşüncelere), bunun sonucu olarak sırf sûretlere dönüşürler.</p>
<p>Halbuki bazı kimseler vardır ki, zâtî hakikatlerini hiçbir şeye fedâ, mevcut varlıklarını bir hiç olan varlığa, yokluğa rehin bırakamazlar. Nefsî şuurlarına tamamen sahip, vicdanî telkinlerine son derece bağlı bu kişiler, bu telkinleri, vahdet-i vücuddan ibaret bulunan bu temel kural ile uyuşturmaya kalkışırlar. Bu hedefe varmak için, ellerinde sadece bir tek çare vardır ki, o da sonsuz idrakin kendi başına var olmasını, belirmesini reddederek, onu sonlu idraklerin birleştirici düzeni sayesinde olan bir “sırf fikir” (saf düşünce), bir “belirsiz idrak” seviyesine indirmekten ibarettir.</p>
<p>Şu halde bir tek idrak olmak üzere kabul edilen hakikatin yerine, genel mahiyet altında toplanan cüz’î idrakler kâim olur. Cüz’î idraklerin küllî idrakte yok olması kabul edildiği takdirde, sadece Allah’ın varlığı gerçekleşerek, mahlûkat onun cisimleşmiş şekli ve sûretleri olmuş olur.</p>
<p>Eşyanın incelenmesinden çıkarılan sonuçların, mantık kurallarına uygun olarak düzenlenmesi, Panteistlere karşı bu kanunu serdediyor. Panteistler, karşılarında, hiçbir akl-ı selîm sahibinin inkâr edemeyeceği bu iki gerçeğin ortaya çıkışını görünce, bunların bir tek gerçeğe indirgenmesi yolunu tutuyorlar.</p>
<p>Eğer Panteizm, diri ve güç sahibi bir gerçek ilâhı kabul etmek isterse varlıkları onda yok olmuş görerek tasavvuf sistemine girer. Aksi halde, zâtî belirişle belirlenen gerçek bir âlemi kabul etmek isterse, o zaman sadece varlıkların gerçekleşmesi görüşünü alarak ulûhiyyetin (ilâhlığın)  soyut bir mânâdan , daha doğrusu, kuru bir isimden ibaret olduğunu kabul zorunda kalır ki, bunun sonucu da ilhâda (dinsizliğe) varır.</p>
<p>Panteizm’in eşyanın tabiatları ile olan münasebetlerinden çıkarılan bu kanunun öneminden bahsetmek fuzûlidir. Şimdi bu kanunu, bir kere de tarihî bilgilerle karşılaştıralım. Eğer doğru ise Panteizm’in bütün şekillerine gelişim safhalarına tatbik edilebilir olması gerekir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
<span style="color:#c0c0c0;">3. BÖLÜM SONU</span></p>
<p>FERİD KAM’DAN VAHDET DERSLERİ BÖLÜMLERİ: (<a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/31/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-1/">1</a>) (<a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/07/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-2/">2</a>) (<a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/09/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-3/">3</a>) …</p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;">DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI YAYINLARI/324</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">Sadeleştiren Yrd.Doç.Dr. Ethem CEBECİOĞLU</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">ANKARA-1994</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">VAHDET-İ VÜCÛD</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">FERİD KAM</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">***</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">**</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">*</span><br />
TASAVVUF VE FELSEFE AKADEMİSİ<br />
<a href="http://www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/">www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/140/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=140&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/09/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b3fcfc027f37cc03004daaef00721514?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufvefelsefeakademisi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2012/01/ferid-kam.jpg?w=102" medium="image">
			<media:title type="html">Ferid Kam</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ferid Kam’dan Vahdet Dersleri (2)</title>
		<link>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/07/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-2/</link>
		<comments>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/07/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 06:58:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufvefelsefeakademisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vahdet-i Vücud]]></category>
		<category><![CDATA[Ferid Kam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[PANTEİZMİN TEMELİ-2 Hangi vicdandır ki, şaibelerle kusurlu bulunan bu geçici güzelliğin ötesinde, her türlü kusur ve noksanlıktan uzak, bir Bâkî Allah olduğunu düşünmesin? Hangi kalptir ki, pisliklerle dolu olan bu geçici mutluluktan sonra, gerçekleşmesi imkân dâhilinde bulunan arzuların ve isteklerin bahçesi olan bir mutluluk sahasını düşünmekle meşgul olmasın? İnsan, ne kadar ilgisiz olursa olsun, bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=128&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PANTEİZMİN TEMELİ-2</p>
<p><a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2012/01/ferid-kam.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-135" title="Ferid Kam" src="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2012/01/ferid-kam.jpg?w=102&#038;h=150" alt="" width="102" height="150" /></a>Hangi vicdandır ki, şaibelerle kusurlu bulunan bu geçici güzelliğin ötesinde, her türlü kusur ve noksanlıktan uzak, bir Bâkî Allah olduğunu düşünmesin? Hangi kalptir ki, pisliklerle dolu olan bu geçici mutluluktan sonra, gerçekleşmesi imkân dâhilinde bulunan arzuların ve isteklerin bahçesi olan bir mutluluk sahasını düşünmekle meşgul olmasın?<span id="more-128"></span></p>
<p>İnsan, ne kadar ilgisiz olursa olsun, bu gibi şeyleri düşünmekten, büsbütün kendini men edemez. Bu fikirler her zaman değilse bile, arasıra, zihinleri uğraştırmaktan geri kalmaz. Dinlerin hepsi, bu gerçeklerden bahsetmiş; bu gerçeklerin ilham ettiği terennümler düşünürleri şaşkına çevirmiştir.</p>
<p>Seçkinlerden bazılarının bu hakikatlere karşı duydukları şevk ve aşkların coşkun bir tarzda ortaya çıkışı, onlara kendileri ile beraber, dünya ve içindekilerini de unutturmuştur.</p>
<p>Şimdi söz konusu olan bu hususları incelemeye başlayalım:</p>
<p>ÂLEMDE BİRİ DİĞERİNE ZIT İKİ VARLIK GÖRÜLÜYOR; Bunlar hudus (sonradan olma), kıdem (öncesiz), hareket ve durgunluk, olgunluk [<span style="color:#c0c0c0;">kemâliyet</span>] ve noksanlık [<span style="color:#c0c0c0;">nâkıs</span>], mutlak [<span style="color:#c0c0c0;">kalıcı/varlığı kendinden</span>] ve mukayyet [<span style="color:#c0c0c0;">geçici/varlığı başkasından</span>] gibi şeylerdir.</p>
<p>Bütün felsefeciler tarafından tartışılmış bulunan bu değişik düşüncelerin incelenmesi, sonsuz ile sonlunun birlikte nasıl var olabileceklerinin açıklanması lâzım gelir. Hâlbuki mes’ele ne kadar güç, birbirleriyle uzlaştırılması istenen fikirler arasındaki çelişki ve farklılık ne kadar büyük ise, insan kavrayışı da o nisbette sınırlı ve o nisbette de zayıftır.</p>
<p>Bazı filozoflar mes’elenin çözümüne kestirme bir yoldan ulaşmak için, bu iki tâbirden birini kadırarak “var olan ancak sonsuzdur; o bir kere düşünüldükten sonra artık inkâr edilemez; varlık onunla var, daha doğrusu ondan ibarettir, ondan başka ne varsa, yok içinde yoktur” dediler. İşte eski Yunan okullarından “Elea” ekolünün anlayışı bu şekildeydi.</p>
<p>Bir takımları da şöyle dediler:  Âlemde bir hareketin var olduğunu görüyoruz. Bunu inkâr edebilmek için ya kör olmalı, yahut deli olmalıdır. İnsan kendi varlığını hissediyor. Ona göre varlık, değişmeden ibarettir. Zira hem kendisini çeviren eşya, dâima değişim halindedir. Demek ki varlığın özel mâhiyeti, değişmeden ibâretmiş. Değişmez olmak, var olmamak demektir. Hareket ve gelişme göstermeyen şey, soyut bir varlık ve kavramdan başka bir şey değildir. İşte Thales ve Heraklit ekollerinin fikirleri de budur.</p>
<p>Görülüyor ki bu felsefeciler bir taraftan sonlu ve hakiki olanı inkâr ederken, diğer taraftan da sonsuz ve mutlak gibi hakikatleri, tabiata fedâ ediyorlar. Acaba konunun bu surette çözümlenmesi, gerçeğe susamış olan zihinlere sükûn verir mi? Heyhât! Ne yazık ki vermez.</p>
<p>Sonlunun büsbütün inkârı, delilik olur. Zirâ hiçbir akl-ı selîm hayatın gerekliliğini unutamaz; hiçbir soyutlama fikri şahsiyetimizin varlık fikrini yok edemez. Bu husus böyle olmakla beraber, diğer taraftan da varlık denilen şeyin peyderpey ortaya çıkmasıyla, olgunluğa mahsus dereceleri katettikten sonra, başlarını yokluğa çeken, değişken ve sabit olmayan işlerden ibaret olduğu kabul edilemez. Bu değişen işler için, sabit bir esas (veya temel) lazımdır. Hatta, bizzat hareket fikrinin kavranılması ve takdiri bile, bu esasın sübûtuna (varlığına) delildir. Sonluyu inkâr etmek, akıl açısından imkânsız olduğu gibi, sonsuzun inkârı da, mantık açısından mümkün değildir. Herkes sonlu veya sonsuzu kabul eder, ancak, varlığın iki çeşit sureti demek olan bu düşünceler, daima birbirlerine oranla düşünülebilirler.<br />
 <br />
Ortaya çıkan bu iki gerekliliğin karşısında, acaba bunların hangisini kabul etmeli? Yoksa birbirine zıt olan bu iki fikri, oldukları gibi bırakarak, sonlu ile sonsuzu, biri diğerinin karşıtı olan iki bağımsız esas olmak üzere mi kabul etmeli?</p>
<p>Konunun bu şekilde halledilmesi yönüne gidilmiştir. Dinler tarihinde buna Maniheizm (Mani mezhebi); Felsefe tarihinde de “Seneviyye” (ikicilik[<span style="color:#c0c0c0;">düalizm*</span>]) denir. Dahilerden bazıları, konunun dıştan bir çözümü demek olan bu şekli kabul ettiler. Anaxagoras, sonsuz bir aklın karşısına, unsurların savaş meydanı olan maddî bir âlem koydu. Eflâtun da bazı eserlerinde bu düşünceyi kabule eğimli gibi görünüyor. Seneviyye sistemi Aristo sisteminin esasını oluşturur. Aristo’nun düşüncelerine göre iki âlem vardır. Bunlardan biri tabiattır ki onun belirgin özelliği harekettir. Diğeri de küllî akıl âlemidir. Onun belirgin özelliği de sükûn (durgunluk) dur.</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">[*]Düalizm terimi, felsefe ve teoloji başta olmak üzere farklı konularda çeşitli doktrinlerden bahsetmek ve bunları tanımlamak için kullanılabilir. Bu doktrinlerin hepsinde iki temel maddenin (çoğunlukla zıt) var olduğu kavramı vardır. Bu zıtlıklar, özellikle de zıt güçler veya zıt ontolojik veya epistemik kategoriler olabilir. Teolojide düalizm, tüm varoluşu ruh-madde, yaratan-yaratılanlar, öteki dünya-bu dünya gibi karşıt unsurlarla açıklayan bir bakış açısı olarak karşımıza çıkar. Arkaik inanışlarda ise, tüm oluşumları açıklamakta kullanılan yine birbirine indirgenemeyen iki karşıt unsur vardır. Genel anlamda iyillik-kötülük, dişil-erkek ya da aydınlık-karanlık olan bu ikilik, Çin düşüncesinde Yin-Yang, Hint düşüncesinde Tamus-Satva, İran düşüncesinde Ahura mazda-Angra mainyu olarak karşımıza çıkar.</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">[Wikipedia'dan alınmıştır]</span></p>
<p>Fakat, tabiat âlemi gibi, değişken ve mükemmel olmayan bir varlığın varolmasının temelinin, kendisinden olduğu nasıl kabul edilebilir? Diğer taraftan da, iki esas, iki bağımsız varlık ve iki mutlak varlık ne şekilde düşünülebilir? Senevîliği gözden düşüren şey, insan aklının en gerekli ihtiyaçlarından biri olan “birlik” düşüncesine zıt olmasıdır. İnsan aklı “birlik”e âşıktır. Güya gizli bir ses, insanın vicdanına (içine), kalbin derinliklerine “birlik akılların ve eşyanın [<span style="color:#c0c0c0;">şeylerin, varlığın</span>] en yüksek kanunudur” diye seslenmektedir.</p>
<p>İşte bir taraftan bu birlik şevkinin üstün gelmesi, diğer taraftan, sonlu ile sonsuzun inkârına imkân olmamasıdır ki insanları problemin başka bir sûretle çözümlenmesine, yani Panteizm sisteminin kurulmasına sevk etmiştir.</p>
<p>Gerçekte sonlu, sonsuz, mümkün [<span style="color:#c0c0c0;">yani biz varlık âlemi</span>], vâcib [<span style="color:#c0c0c0;">yani varedicinin varlığı</span>], Allah ve tabiat gibi şeyler, bir tek varlığın iki farklı safhası gibi düşünülebilir. O zaman, bunlar iki çeşit şey olmaktan çıkıp, bir şeyin, sadece bakış açısındaki uyuşmazlığa göre bir başka belirlenme ile belirlenmesi demek olur. Zira insan ne zaman bir mekânı, yani bir boyutu düşünecek olursa, hemen onu diğer bir boyut ile sınırlı olmak üzere düşünür. Düşündüğü boyutu, mutlak olarak tasavvur edemez. O boyutun kendisiyle mutlak olarak komşu bulunan diğer bir boyut, bu komşu boyutun da, kendisini kuşatan diğer bir boyut ile ilişkisi olduğunu düşünmek zorunludur [<span style="color:#c0c0c0;">Her boyutu kuşatan başka boyutlar zincirleme olarak sonsuza uzanır</span>].</p>
<p>Boyutların bu suretle çoğalması, insan zihnini küçük boyutların hepsinin temeli olan sonsuz bir boyutun bulunduğu düşüncesine yöneltir. Sınırlı boyut, sonsuz boyutu, sonsuz boyut da birçok sınırlı boyutları düşündürür. Sonlu boyut düşünülmeden, sonsuz boyut düşünülemeyeceği gibi bunun aksi de böyledir. [<span style="color:#c0c0c0;">Sonsuz boyut düşünülmeden sonlu boyut da düşünülemez</span>]</p>
<p>Şimdi burada zamansal uzanımı [<span style="color:#c0c0c0;">zaman boyutunu, zaman çizgisini</span>] inceleyelim. Sınırlı olan zamansal uzanım kendisinden daha geniş bir zamansal uzanımın bulunduğu düşüncesini gerekli kılar. Sınırlı uzanımların hepsi de “kıdem”, “ezel”, ebed” fikirlerini ortaya çıkarır. Eğer zamansal uzanım düşüncesi ortadan kaldırılacak olursa, ezeliyyetin ve ebediyyetin ne olduğunu bilemeyiz. Ebediyyet soyut bir anlamdan ibaret kalır. Zira insan aklı, sırf sonsuzluğu düşünmekten acizdir. O, zorunlu bir kanunun hükmüne uyarak sonsuzluğa bitişik bir zaman fikrine ulaşır. Şu halde, sonsuzluk, zamanı; zaman da, sonsuzluğu içeriyor demek olur.</p>
<p>Bunlar birbirinden ayrılmaz, biri diğeriyle gerçekleşir. Sonsuz zaman, vehmin, gerçek olmayan bir düşüncesidir. Zamansız sonsuzluk da, zihnin mânâsız bir soyutlamasıdır. Bir taraftan zaman, diğer taraftan sonsuzluk adlarıyla ayrı ayrı iki şey mevcut değildir. Varlık, bir şeyden; yani zamanda belirlenen sonsuzlukla, bu sonsuzluktan ortaya çıkan zamandan ibarettir.</p>
<p>Eğer bu analiz eşya zincirine de yaygınlaştırılacak olursa, âlemde yapıcısı bulunmayan bir eserin, ilinekten (arazdan[<span style="color:#c0c0c0;">özü zahir kılan bileşenlerden</span>]) soyulmuş bir cevherin varlığının mümkün olmadığı görülür. Çünkü, nitelik ve arazdan soyulmuş bir cevher, ortaya çıkması mümkün olmayan bir şey demektir ki, ademle (yoklukla) aralarında hemen hemen bir fark yok gibidir. Cevherlerin birbirinden temayüz edişi [<span style="color:#c0c0c0;">ayrılması</span>] arazların <span style="color:#c0c0c0;">[özü zahir kılan bileşenlerin</span>] varlığına bağlıdır. Mevcut belirmelidir. Onun mahiyetinde zarurî bir kanunun bulunması lâzımdır. Tâ ki o kanun gereğince tarif edilememek derekesinden, tarif  edilebilmek derecesine yükselebilsin. Zira hakiki vücud [<span style="color:#c0c0c0;">varlık</span>], ne cevherde, ne de sırf ârâzda belirmeyip, bu iki şeyin ayrılması imkânsız olan birliğinde tecelli eder.</p>
<p>Bu böyle olduğu gibi müessirsiz bir eser, esersiz bir müessir düşünmek de mümkün değildir. Eser fikri ortadan kaldırılacak olursa, ortada belirsiz bir illiyyet [<span style="color:#c0c0c0;">nedensellik/varlığın nedeni Yaratıcıdır, sonsuz maddedir vb. gibi</span>] fikri kalır ki, bu da dışta varlığı olmayan sadece soyut bir kavramdır.</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"><strong>[Üstad Ferid Kam buraya kadar olduğu gibi buradan sonra da Panteist ideolojinin “Allah, Tanrı, Varlık” anlayışını izaha devam ediyor. İzahları okurken zaman zaman fikirlerin Ferid Kam’ın kendi inançları olduğu zannedilebilir fakat anlatılanlar Panteizm’in kritiğidir, okumaya devam ederken bu hususu akıldan çıkarmamak gerekir. –KG- ]</strong></span></p>
<p>Sözün özeti esersiz müessir [<span style="color:#c0c0c0;">yaratığı olmayan yaratıcı</span>], arazsız cevher [<span style="color:#c0c0c0;">zahir kılan bileşenlerinin olmama halindeki öz</span>], ezeliyetsiz zaman [<span style="color:#c0c0c0;">sonsuzdan bağımsız zaman</span>], uzanımsız mekân [<span style="color:#c0c0c0;">en-boy-yükseklik-derinlik olmayan uzay</span>]tasavvur olunmadığı gibi; sonlu olmadan sonsuz ile onun aksi de [<span style="color:#c0c0c0;">sonsuz olmadan sonlu</span>] mevcut olamaz.</p>
<p>Sonlu denilen şey; zamansal uzanım, mekansal uzanım, hareket yani tabiattır.</p>
<p>Sonsuz diye adlandırılan şey de ezeliyettir [<span style="color:#c0c0c0;">başlangıçsızlık ve bitişsizliktir</span>]. Mutlak illettir [<span style="color:#c0c0c0;">zorunlu neden/sonsuzu var eden sonsuz neden, Allah, Tanrı, ezeli madde vb. gibi</span>]. Sonsuz cevherdir [<span style="color:#c0c0c0;">tümel öz, tümel enerji vb.</span>]   [<span style="color:#c0c0c0;">En nihayetinde</span>] Cenâbı Hak [<span style="color:#c0c0c0;">Allah'ın varlığı zahir kılan kudret yönü</span>] demektir.</p>
<p>Bununla beraber Allahsız tabiat, tabiatsız Allah olamaz.</p>
<p>Allahsız tabiat mevhûm bir gölge, tabiatsız Allah da ölü bir mânâdan başka bir şey değildir.</p>
<p>İstikrar özelliğine sahip olan ezeliyyetten, sonsuzdan, Mutlak Kâdir’in illetinden [<span style="color:#c0c0c0;">Mutlak Kâdir’in yaratma sebebinden</span>], sınırsız olan varlıktan, zaruri bir kanun gereğince, sayısız mümkün ve mükemmel olmayan varlıklar sürekli olarak sudûr etmektedir [<span style="color:#c0c0c0;">çıkmaktadır, meydana gelmektedir, yansımaktadır</span>] . Ve sonunda yine asılları olan Cenâb-ı Hakk’a dönmektedir.</p>
<p>Allah ile tabiat iki bağımsız varlık olmayıp, iki şekilde beliren tek vücuddan [<span style="color:#c0c0c0;">tek varlıktan</span>] ibarettir. Hakiki varlık ne sonsuzdadır, ne de sonluda. Belki onların ezelî, zarûrî, ayrılması imkânsız olan belirmelerindedir. Özet olarak bir yerde çoğalmış bir birlik, bir yerde birleşen bir çokluk görülür.</p>
<p>İşte Panteizm’in esası budur.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
<span style="color:#c0c0c0;">2. BÖLÜM SONU</span></p>
<p>FERİD KAM’DAN VAHDET DERSLERİ BÖLÜMLERİ: (<a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/31/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-1/">1</a>) (<a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/07/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-2/">2</a>) (<a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/09/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-3/">3</a>) …</p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;">DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI YAYINLARI/324</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">Sadeleştiren Yrd.Doç.Dr. Ethem CEBECİOĞLU</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">ANKARA-1994</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">VAHDET-İ VÜCÛD</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">FERİD KAM</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">***</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">**</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">*</span><br />
TASAVVUF VE FELSEFE AKADEMİSİ<br />
<a href="http://www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/">www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/128/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=128&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/07/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b3fcfc027f37cc03004daaef00721514?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufvefelsefeakademisi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2012/01/ferid-kam.jpg?w=102" medium="image">
			<media:title type="html">Ferid Kam</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ferid Kam’dan Vahdet Dersleri (1)</title>
		<link>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/31/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-1/</link>
		<comments>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/31/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-1/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2011 11:36:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufvefelsefeakademisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vahdet-i Vücud]]></category>
		<category><![CDATA[Ferid Kam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[PANTEİZMİN TEMELİ-1 Meselenin başlangıcı vahdet-i vücuddan önce Panteizm denilen felsefî sistemden bahsetmeyi gerekli kıldığından, biz söze o noktadan başlayacağız. Her şeyden önce kelimenin anlamını görelim: “Panteizm”, sözlüklere bakılacak olursa, bu ifadenin Yunanca iki kelimeden meydana geldiğini görürüz. Bunlardan birisi istiğrak edatı [Bir cinsin bütün bireylerini içine alan belirtme edatı] olan “Pan”, diğeri de “Allah” manasına [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=118&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PANTEİZMİN TEMELİ-1</p>
<p><a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2012/01/ferid-kam.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-135" title="Ferid Kam" src="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2012/01/ferid-kam.jpg?w=102&#038;h=150" alt="" width="102" height="150" /></a>Meselenin başlangıcı vahdet-i vücuddan önce Panteizm denilen felsefî sistemden bahsetmeyi gerekli kıldığından, biz söze o noktadan başlayacağız.</p>
<p>Her şeyden önce kelimenin anlamını görelim: “Panteizm”, sözlüklere bakılacak olursa, bu ifadenin Yunanca iki kelimeden meydana geldiğini görürüz. Bunlardan birisi istiğrak edatı [<span style="color:#c0c0c0;">Bir cinsin bütün bireylerini içine alan belirtme edatı</span>] olan “Pan”, diğeri de “Allah” manasına gelen “Teos” kelimesidir. Bu kelimenin sonuna “izm” eklendikten sonra, bu adla şöhret bulan felsefî sisteme özel isim olmuştur.<span id="more-118"></span></p>
<p>Panteizm Fransızca lügatlarda şu şekilde açıklanır: “Her şeyin Allah’ın (Yaratıcı’nın) zatından bir parça olduğuna veyahut Allah’ın bütün kâinatın ruhu makamında bulunduğuna inanmaktan ibaret olan sûfiyye yolunun düşünce ve sistemi, işrâkiyye [<span style="color:#c0c0c0;">aydınlanma</span>] hikmeti, mutlak vahdet.”</p>
<p>Arapça bir sözlükte bu kelime sözlükte şu şekilde izah edilir: “Tek olan ilâh kâinatın bütünüdür, diyenlerin görüşüdür.”</p>
<p>Fransızca lügatlarda: “Cenâb-ı Hak ile varlık sınıflarının hepsine, mutlak varlığın birbirinden ayrılmayan iki farklı çeşidi gözüyle bakan dinî, felsefî bir sistemdir deniliyor.</p>
<p>İşte Panteizm kelimesinin manası budur. Bu kelime “Vücudiyye” [<span style="color:#c0c0c0;">*</span>] ile yorumlanabiliyor.</p>
<p>[<span style="color:#c0c0c0;">*</span>]<span style="color:#c0c0c0;">VÜCUDİYYE: Allah&#8217;ın kainatın toplamından ibaret olduğunu savunan &#8220;heme ost&#8221; (herşey O&#8217;dur) diyen panteistler. Panenteistler ise, herşeyin O&#8217;nda olduğunu savunurlar. Ancak genelde panteizm üç şekilde mütalaa edilir.</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">a)   idealist panteizm : Bunu Hegel savunmuş olup, buna göre, sonunda reel fikirlere ulaştığı için, Allah, kendisinin içkin (immanent) olduğu fikirlerde, şuurunu bizzat kendisinden alan bir fikirdir.</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">b)   Tabiatçı panteizm : Spinoza ve Bruno&#8217;nun savunduğu panteizm. Allah&#8217;ı tabiatla aynîleştiren, aynı gören bir anlayıştır. Varlıklar, bir olandan derece derece inerek farklılaşırlar.</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">c)   Sudûrcu panteizm : Plotin&#8217;in panteizmi. Buna göre bir olan varlık vardır. Herşey merkezî bir kaynak olarak, O&#8217;ndan sudur (emanation) yoluyla mertebeler hiyerarşisi halinde meydana gelir, fakat hepsi ayrı değil, aynı varlığı oluştururlar.</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><a href="http://www.islamvetasavvuf.com/index.php?topic=3729.0"><span style="color:#c0c0c0;">http://www.islamvetasavvuf.com/index.php?topic=3729.0</span></a></span></p>
<p>Zira, “Heme ost (Her şey O’dur) cümlesinin içerdiği mana ile, “panteizm” cümlesinin kapsadığı mana arasında bir fark yoktur.</p>
<p>Her  ne ise biz şimdi kelimenin manasını bırakalım da hakkında söylenecek sözlere bakalım.</p>
<p>Avrupalı yazarlar, panteizmin esaslarıyla, kurallarını, gelişme safhalarının uyduğu genel kanunları, bu sistemin kapsadığı en kuvvetli sakıncayı reddi hususunda başvurulan delilleri bir bir incelemeye tabi tutarak derler ki: Bazılarının kanaatine göre panteizmin temeli,</p>
<p>“sonsuzun sonluda, Allah’ın tabiatta içkinliğinden [<span style="color:#c0c0c0;">aynılığından</span>] ibarettir”.</p>
<p>Bazıları da bu fikrin, çelişkili durumunu benimseyerek Panteizmin esası,</p>
<p>“sonlunun sonsuzda ve tabiatın da Allah’ta yok olmasıdır” derler. Bu fikirlerin ikisi de yanlıştır.</p>
<p>Birinci kanaate sahip olanlar Panteizm’i, Ateizm (Tanrıtanımazlık) denilen Muattıla Mezhebi ile karıştırıyorlar. Hatta çağdaşları meşhur Spinoza’nın ekolününde böyle olduğuna inanmışlardır. Bazılarının Spinoza’nın ekolü hakkındaki kanaatleri halen bu yöndedir.</p>
<p>Bir takım eleştiriler, Panteizm’i Muattıla’nın en yüksek gayesi olarak telakki ederler.</p>
<p>Bu sistem hakkındaki ikinci kanaat yani sonsuzun sonluda yok olması inancı gözönünde tutulursa işin içine tasavvuf girer. Sistem de bütünüyle “Muattıla” Mezhebinden uzaklaşır. Bu sistem erbabına “Muattıl”a (Allah’ın sıfatlarını kaldıranlar) denemez. Çünkü Jordano Bruno ve Spinoza gibi filozofların ulûhiyyeti inkâr edenlerden olması şöyle dursun, bilakis bunlar ulûhiyyeti kabul etmede aşırı gitmişlerdir. Âlemde mutlak varlıktan başka bir şey görmedikleri için, kendi hakikatlerini inkâr edecek seviyeye gelmişlerdir.</p>
<p>Acaba, bu farklı düşüncelerin içerisinde gerçeğe yakın bir fikir var mıdır? Şurası bir gerçektir ki, bu sistem, iki farklı esası, yani hem ulûhiyyetin kabulünü, hem de inkârını içeremez. Hal böyle olmakla beraber, Panteizm konusunda öteden beri verilegelen iki değişik hükmün de, behemehal [<span style="color:#c0c0c0;">İster istemez. Mutlaka. Her halde</span>]bir sebebe dayalı olması icab eder.  Zira Plotin’in felsefi sistemindeki mutasavvıfları andıran fikirleri nasıl dikkati çekmiş ise, “Hegel” ile “Spinoza”nın sistemlerindeki inkâr şâibesi de dikkat nazarından kaçmamıştır. Bununla birlikte, Panteizm’in esasını açıklayan ve kesin olarak belirleyen bu sistemle, “İlâhiyyun” [<span style="color:#888888;">Allah’ı veya Tanrı’yı kabul edenler</span>], “Dehriyyun” [<span style="color:#c0c0c0;">Materyalist İslam felsefesi</span>]sistemleri arasındaki farkı göstermek bu sistem hakkındaki iki değişik fikrin doğru yahut yanlış olduğunu iyice anlamak için, her şeyden önce insan aklının aklî idrakleri ile metafiziğe ait bazı önemli problemlerin çözümüne kalkışan kimselerin durumları hakkında tahliller yapmak gerekir.</p>
<p>Bizim varlıklar hakkındaki elde ettiğimiz düşüncelerin tümü, iki temel düşünceye yani, sonlu ve sonsuz fikirlerine ulaşır. Zira ibretli bakışlarımızda, mahiyet olarak tamamıyla birbirinin zıttı olan iki çeşit varlık belirleyebiliyoruz ki bunlardan biri, devamlı değişmede; zaman ve mekan açısından sınırlı; varlığını devam ettirmesinde başkasına muhtaç; sürekli güçsüzlükle yüzyüze, yok olmaya mahkûmdur. Varlığın bu safhası, olaylar dalgasının zincirini teşkil eden sürekli oluşların durmak bilmeyen sahnesi, bu geçici âlemdir.</p>
<p>Ezelî, ebedî, sonsuz, değişmeyen bir varlık daha vardır ki, bu varlık da, akıl âlemi, lâhut âlemi denilen ezelî gerçeklerin sürekli olduğu, ezelî âlemdir. Alemin bu garip görünüşüne aldanarak, hakikatı araştırmaktan uzaklaşan, ve bu suflî âlemin bazı değersiz nimetlerine kavuşan bir takım zayıf akıllı kimseler, bu gibi yüksek düşünceleri değerlendirmek hususunda, yaratılıştan yoksun olmakla birlikte, yine de Cenâb-ı Hakk’ın azamet ve kudretiyle, kendi acz ve miskinliklerini, hayat ve ölümü kendilerine ait mükafat ve cezaları düşünmekten tamamen kurtulamazlar.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Ferid Kam (1864-1944)</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">1914 İstanbul Dar’ül-Fünun Türk Edebiyatı Müderrisi ve Süleymaniye Medresesi Felsefe-i Umumiyye Tarihi Müderrisi, Dar’ül-Hikmet-i İslâmiyye üyesi, Mustafa Âsım Efendi’den Ders İcazeti, 1924’ten itibaren İran Edebiyatı Müderrisi, 1943’ten sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Bölüm Başkanı</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"><strong>1. BÖLÜM SONU</strong></span></p>
<p>FERİD KAM’DAN VAHDET DERSLERİ BÖLÜMLERİ: (<a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/31/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-1/">1</a>) (<a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/07/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-2/">2</a>) (<a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/09/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-3/">3</a>)</p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;">DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI YAYINLARI/324</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">Sadeleştiren Yrd.Doç.Dr. Ethem CEBECİOĞLU</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">ANKARA-1994</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">VAHDET-İ VÜCÛD</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">FERİD KAM</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">***</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">**</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">*</span><br />
TASAVVUF VE FELSEFE AKADEMİSİ<br />
<a href="http://www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/">www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/118/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=118&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/31/ferid-kamdan-vahdet-dersleri-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b3fcfc027f37cc03004daaef00721514?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufvefelsefeakademisi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2012/01/ferid-kam.jpg?w=102" medium="image">
			<media:title type="html">Ferid Kam</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Vahdet-i Vücûd (4)</title>
		<link>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/29/vahdet-i-vucud-4/</link>
		<comments>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/29/vahdet-i-vucud-4/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2011 19:04:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufvefelsefeakademisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vahdet-i Vücud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/?p=103</guid>
		<description><![CDATA[MUTLAK VARLIK VE ZÂT – SIFAT MÜNASEBETİ -1 “Mutlak Varlık” İbn-i Arabî’de sadece Tanrı-Âlem münasebetini değil, bütün sistemin özünü meydana getirmektedir. Ona göre Ontolojik [varoluşsal] açıdan “Vücûd (Varlık)” birdir. Buna ister “Küllî Cevher” [Sonsuz Öz] densin, ister “İlk Muharrik” [Felsefede varlığa ilk etkiyi vererek sonsuz olaylar zincirini başlatan güç veya Tanrı], ister “Küllî Ruh” [Sonsuz/Tümel [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=103&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MUTLAK VARLIK VE ZÂT – SIFAT MÜNASEBETİ -1</p>
<p><a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/pict0077.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-13" title="Vahdet-i Vücud" src="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/pict0077.jpg?w=150&#038;h=112" alt="" width="150" height="112" /></a>“Mutlak Varlık” İbn-i Arabî’de sadece Tanrı-Âlem münasebetini değil, bütün sistemin özünü meydana getirmektedir. Ona göre Ontolojik [<span style="color:#c0c0c0;">varoluşsal</span>] açıdan “Vücûd (Varlık)” birdir. Buna ister “Küllî Cevher” [<span style="color:#c0c0c0;">Sonsuz Öz</span>] densin, ister “İlk Muharrik” [<span style="color:#c0c0c0;">Felsefede varlığa ilk etkiyi vererek sonsuz olaylar zincirini başlatan güç veya Tanrı</span>], ister “Küllî Ruh” [<span style="color:#c0c0c0;">Sonsuz/Tümel Ruh</span>], ister “Küllî Akıl” [<span style="color:#c0c0c0;">Sonsuz/Tümel Akıl</span>] vb. ne denirse densin, tek Hakikat, tek Vucûd [<span style="color:#c0c0c0;">tek Varlık</span>] vardır.<span id="more-103"></span> O da Allah’ın vucûdudur [<span style="color:#c0c0c0;">vucûd ile kastedilen Allah’ın varlığıdır</span>]. Eşyanın ayrıca bir vucûdu [<span style="color:#c0c0c0;">varlığı</span>] yoktur. Onlar Allah’ın vucûdu [<span style="color:#c0c0c0;">varlığı</span>] ile varlığa [<span style="color:#c0c0c0;">varoluşa</span>] gelen (kâim olan) çeşitli şekil (sûret) ve tezahürlerdeki tecellîden ibarettir.</p>
<p>Böyle olunca felsefenin “varlık problemi”nde [<span style="color:#c0c0c0;">ontolojide/varlık sorununda</span>] ele almış olduğu madde var mıdır? Maddenin mâhiyeti [<span style="color:#c0c0c0;">özü, sırrı</span>] nedir? Madde kadîm [<span style="color:#c0c0c0;">başlangıçsız, yaratılmamış kendiliğinden var, ezelî</span>] midir? Yoksa mahlûk [<span style="color:#c0c0c0;">başlangıçlı, yaratılmış, geçici, yok olucu</span>] mudur? gibi vb. sorulara da lüzûm kalmamış oluyor.</p>
<p>Genel olarak İbn-i Arabî, varlığı;</p>
<p>1— Mutlak Varlık [<span style="color:#c0c0c0;">olmazsa olmaz, olması zorunlu tek varlık, Zorunlu Varlık</span>],</p>
<p>2— Mümkün Varlık [<span style="color:#c0c0c0;">kendi başına var olmayan, varlığı Zorunlu Varlık olan Allah tarafından oluşturulan, olmaması ile de Zorunlu Varlığa/Allah’a eksiklik getirmeyen varlık</span>] ,</p>
<p>3— Ne var ne de yok olan, ne ezelî ne de zamanda olan varlık olmak üzere üçe ayırıyor.</p>
<p>Mutlak Varlık Tanrı, Mutlak Varlığa bağlı olarak varlığa gelen “Mümkün Varlık” âlem, ve de son kategoride yer alan hakikatlerin hakikati, idelerin idesi [<span style="color:#c0c0c0;">özün özü</span>], en yüksek cins, İlk Akıl vb. olan tanımlanamayan varlık (34); [<span style="color:#c0c0c0;">İbn-i Arabî bu varlık kategorisini Ayan-ı Sâbite  ‘değişmeyen özler’ olarak tanımlamaktadır</span>].</p>
<p>Aynı şekilde İbn-i Arabî, Vucûd’u [<span style="color:#c0c0c0;">Tek Varlık’ı</span>] bir başka açıdan <strong>1—</strong>ezelî ve <strong>2—</strong>ezelî olmayan diye ikiye ayırıyor. Ezelî [<span style="color:#c0c0c0;">devamlı var olup varlığının başlangıcı olmayan</span>] kendi nefsiyle varolan [<span style="color:#c0c0c0;">başka bir varlık tarafından var edilmemiş</span>] HAKK’ın vucûdudur [<span style="color:#c0c0c0;">varlığıdır</span>]. Hâdis (ezelî olmayan) ise âlemin sûretiyle sâbit olan HAKK’ın vucûdudur (35) [<span style="color:#c0c0c0;">varoluşa gelen boyutudur</span>].</p>
<p>“Allah’tan başka vücûd [<span style="color:#c0c0c0;">varlık-şey</span>]yoktur” demekle İbn-i Arabî her şey Allah’tır demek istemiyor. Âlemin suretiyle sabit olan sadece Hakk’ın tecellisidir (Allah’ın eşyâda eserini ortaya koyma kudreti); yoksa Hakk’ın Zâtı değildir. Çünkü Mutlak Varlık (İlâhî Hüviyet)[<span style="color:#c0c0c0;">Ahad</span>] hiçbir kayıt ve şarta bağlı değildir [<span style="color:#c0c0c0;">çünkü kayıt ve şart koyacak gayrısı mevcut değildir fakat kendi Zâti kayıt ve şartları var ki bu nedenle kendi varoluşunda belli bir sistematik mevcut. —KG—</span>]</p>
<p>Bu varlık dışındaki her şey ise izâfî (göreli) dir; onların Hakikat oluşları Mutlak Hakikata bağlıdır. “O’nun zatından başka her şey yokluğa mahkûmdur (36)”.</p>
<p>İbn-i Arabî epistemolojik (<span style="color:#c0c0c0;">bilgisel</span>) yönden de “Hakikat” üzerinde duruyor ve bu Hakikati üç ayrı yönden inceliyor.</p>
<p>1— Bunlardan birincisi dış âlemde tezahür eden Hakikat. Bu Hakikat bir yönüyle duyu ve akıl sınırları içindedir. Bu âleme, her çeşit münasebeti [<span style="color:#c0c0c0;">zaman, mekân, değişim, dönüşüm vb.</span>] yüklendiği için çokluk âlemi, görünüşler âlemi, yahutta <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Plotinus">»Plotinos</a>’un  madde dünyasına tekabül eden “Yokluk âlemi” de denilmektedir.</p>
<p>2— İkincisi, doğrudan algılayıp bilmediğimiz, ancak akıl yürüterek [<span style="color:#c0c0c0;">tümevarım, tümdengelim, analiz, sentez, analoji vb. yöntemlerle</span>] çıkarabildiğimiz Hakikat. Bu Hakikat; Teistik [<span style="color:#c0c0c0;">insanlara peygamberle din gönderen bir Tanrı olduğuna inanan</span>] dinlerde kabul edilen Tanrı’dır. Veya bir çeşit hayallerde, inançlarda meydana getirilerek inanılan mahdut [<span style="color:#c0c0c0;">sınırlı güçleri olan</span>], kullarının kalplerine sığan Tanrı’lardır. Halbuki “Mutlak Tanrı” [<span style="color:#c0c0c0;">sınırsız-sonsuz tanrı</span>] hiçbir şeye sığmaz. Çünkü O, eşyanın ayn’ı [<span style="color:#c0c0c0;">şeylerin kendisi</span>] olduğu gibi kendi nefsinin de [<span style="color:#c0c0c0;">kendi varlığının</span> <span style="color:#c0c0c0;">da</span>] ayn’ıdır [<span style="color:#c0c0c0;">kendisi kendisidir</span>] (37). Fakat “Allah” zâtı itibarıyla âlemden ganîdir [<span style="color:#c0c0c0;">aşkındır</span>] (38). İbn-i Arabî Tanrı’nın hangi kayıt ile olursa olsun, kayıtlanmasını [<span style="color:#c0c0c0;">gayrısında güç ve irade kabul edilmesini</span>] çok tanrıcılık [<span style="color:#c0c0c0;">politeizm</span>] sayarak, O’nu hem teşbih [<span style="color:#c0c0c0;">âlemle aynılaştırmak</span>] hem de tenzih etmek [<span style="color:#c0c0c0;">âlemden gayrılaştırmak</span>] suretiyle bütün kayıt ve tahditten [<span style="color:#c0c0c0;">sınırlandırmadan</span>] kurtarmış oluyor. Çünkü küllîlikten [<span style="color:#c0c0c0;">varlığında ve gücünde Ahad olmaktan</span>] yoksun olan bir varlığın Tanrı olması imkânsızdır. Bu küllîlik ise ancak Hakikatin iki ayrı vechesi [<span style="color:#c0c0c0;">yönü</span>] olan “aşkınlık/[<span style="color:#c0c0c0;">gayrılık</span>]” ve içkinlik/[<span style="color:#c0c0c0;">aynılık</span>]” ile mümkündür.</p>
<p>Yani Tanrı’yı sadece “aşkın”, yahutta sadece “içkin” kabul etmek onu “aşkınlık” veya “içkinlik”le tahdit etmektir. İbn-i Arabî böyle bir tahdidi kabul etmiyor.</p>
<p>Her şeyin zâtı olan Hakikat’a “içkin” ve “aşkın” bütün sıfatlar yüklenebilir. Bunun için “O fiilen görünmekte olan Âlem’deki şeylerin bütün isimleriyle isimlenmiştir” (39). Bizim isimlerimiz O’nun isimleri olduğu içindir ki, biz ve âlemde olan her şey sadece Tanrı’yı tasvir eden birer sıfattan ibarettir. Zira her varlık, Mutlak Varlık olan Tanrı’nın isim ve sıfatlarının bir eşyada eserini ortaya koyma kudreti (tecellisi) dir. Binaenaleyh İbn-i Arabî’ye göre, yaratılmış şeylerin sıfatlarının gösterdiği bütün yücelik Tanrı’ya aittir (40).</p>
<p>3— Epistemolojik [<span style="color:#c0c0c0;">bilgisel</span>] açıdan bilgisine vâkıf olabileceğimiz üçüncü hakikat ise, doğrudan doğruya algılama ve bilme imkânı olmayan; fakat çeşitli arazları <span style="color:#c0c0c0;">[*]</span> vasıtasıyla özünün olabileceğine hükmettiğimiz, muhakeme ile elde ettiğimiz Hakikattir. İşte bu, kendisine “Salt Varlık”tan [<span style="color:#c0c0c0;">varlığı arazlara bağlı olmayan, öz, töz, cevher</span>] başka hiçbir şey yükleyemediğimiz ilâhî ZÂT’tır.</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">[*] Araz:</span> [<span style="color:#c0c0c0;">öz olmayan, ancak, özün varlığını gösteren cüzler; örneğin bir saç telinde renk, kütle, hacim, ebat, koku, sertlik vb. bileşenler vardır. Fakat hiçbirisi de saç değildir ancak saçı oluşturan cüzlerdir, onlar olmadan saç olmaz. Bu cüzlerin hepsini yok saydığımızda zihnimizde kalan “saç imajı” saçın gerçek özüdür, saçın küllî hakikatidir, saçın salt varlığıdır. Ne var ki mümkün varlıklar için arazlar/cüzler olmadan küllî hakikat tecellî etmez —KG—</span> ]</p>
<p>Bizatihî kâim olan bu vücut [<span style="color:#c0c0c0;">Allah’ın Zâtî varlığı, özü, hakikati, varlığı arazlara bağlı olmayan varlığı</span>] hiçbir şekilde bilinemez ve başkalarına da anlatılamaz. O, tanımlanamayan vücut [<span style="color:#c0c0c0;">öz varlık</span>] (41) vâcip [<span style="color:#c0c0c0;">zorunlu varlık</span>], kadîm ve ezelîdir [<span style="color:#c0c0c0;">zamansal ve boyutsal başlangıcı olmayan</span>], taaddüt (adetlere ayrılma), parçalanma, değişme, kısımlara ayrılma kabul etmez. [<span style="color:#c0c0c0;">Örneğin zihnimizdeki saç imajı tektir, imajı yarıya bölme, ikiye üçe katlama, azaltma, çoğaltma kabul etmediği gibi “mutlak varlık” olan  Zât da kabul etmez. Bu mutlak varlığa felsefede Tanrı, tasavvufta “Allah” ismi ile işaret edilmektedir… <strong>"Tanrı ve Allah" isim ve hakikatlerinin ayrıntılarını başka akademisyenlerin çalışmalarında daha sonra okumaya çalışacağız</strong> —KG—</span>]</p>
<p>O’nun [<span style="color:#c0c0c0;">Zât’ın</span>] şekli, sureti ve sınırı yoktur. Buna “Vücûdu Mutlak” ve “Vücûdu Bahd” (salt, saf) adı verilir. Vücûdu Mutlak, hakikî, kayıtsız-şartsız manasıyla mutlaktır (42); yani bütün kayıtlardan, hatta mutlaklık kaydından dahi münezzehtir. Zât’ın sıfat ve isimlerden ârî <span style="color:#c0c0c0;">[arınmış, pak, hür</span>] olduğu bu mertebeye, Ehadiyet (43) [<span style="color:#c0c0c0;">Birlik</span>], yani sadece Zât-ı Mutlak’ın kaldığı mertebe denir.</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">[<strong>EHAD</strong>/AHAD: Arapça. <strong>Bir</strong>'i ifade eder. Sıfat ve isimlerin çok olmasına karşılık, Allah'ın zâtındaki Birlik, bu kelime ile ifade edilir. Cürcânî'nin ifadesi ile Bir'in taayyünlerindeki itibar, iskât ve isbat gözönüne alınmaksızın, zât'ın "O, odur" diye söylenebilecek durumu, "ehad"i açıklar.</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;"><strong>EHADİYYET</strong>/AHADİYYET: Arapça, <strong>birlik</strong> demektir. Bir şeye nisbeti olmayan, bir şeyin de kendisine nisbeti bulunmadığı şeye denir. Ehadiyyet makamı, İlâhî sıfattan bir makamdır. Bu makam, akıl ve anlatmakla vasfa gelmez. "Onu ilmen hiçbir şey ihata edemez" (Nemi/84) âyeti ile, O'nun bu gayb-ı hüviyyet-i mutlaklığına işaret vardır. -Tasv.T.Sözl.- ]</span></p>
<p>Bu mertebede [<span style="color:#c0c0c0;">Ehadiyyette</span>] Zât’ın [<span style="color:#c0c0c0;">öz’ün</span>] tabiatı [<span style="color:#c0c0c0;">sistemi</span>] zıtlık, karşıtlık, eş, nicelik, nitelik kabul etmez. Fakat bu mertebe [<span style="color:#c0c0c0;">Ehadiyyet</span>] aynı zamanda, bütün karşıtların birleştiği, bütün nitelik ve niceliklerin kaynağıdır [<span style="color:#c0c0c0;">Örneğin güneş ısı ve ışık değildir ama ısı ve ışığın kaynağı olması gibi</span>]. Birlik ve bütün güçlerin kaynağı olan bu Zât, bir ibadet konusu değildir. İbadete [<span style="color:#c0c0c0;">Ahad’lık boyutunun bitip, çokluk boyutunun başlamasına</span>] konu olan cevher [<span style="color:#c0c0c0;">öz</span>] “Bir” [AHAD] değil, RAB olan Tanrı’dır [<span style="color:#c0c0c0;"> varlıkları oluşturan Ahad’ın İlâh’lık (kesret) boyutudur</span>] (44).</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
34- Bilgi için bkz. Afifî, age. s.72.<br />
35- Muhyiddin İbn-i Arabî, Füsûsu’l-Hikem, Şevki Bey Matbaası, Hicrî 1287.s. 109.<br />
36- Kur’an, XXVIII,88.<br />
37- İbn-i Arabî, Füsus, s. 125, T. çvr. 240; Afifî, age,ss. 48-49.<br />
38- İbn-i Arabî, Füsus, s. 119, T. çvr. s. 230.<br />
39- İbn-i Arabî Fütuhat, IV, 251; Füsus, s. 24, T. çvr. s.44.<br />
40- İbn-i Arabî Fütuhat, III, 186, II, 604.<br />
41- İbn-i Arabî, Füsus, ss. 16-17. T. çvr. s.27;31. çv.s.53.<br />
42- Bkz. ibni Arabî, Füsus, s.119, T. çvr. s.230; Afifî, age. s. 49-50; İ.Fennî V.Vücud ve M.Arabî, ss. 4-6; Hakikat Nurları, s. 335; Ferid Kam, V.Vücud, ss. 94-95, 99-100,104-105; İ.Abdulhamid age. s.238.<br />
43- İbn-i Arabî, Füsus, s. 31, T. çvr. s. 59.<br />
44- İbn-i Arabî Fütuhat, II, ss. 766-767.</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">4. BÖLÜM SONU</span></p>
<p>VAHDET-İ VÜCÛD BÖLÜMLERİ: <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/15/vahdet-i-vucud-1/">(1)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/17/vahdet-i-vucud-2/">(2)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/20/vahdet-i-vucud-3/">(3)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/29/vahdet-i-vucud-4/">(4)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/15/vahdet-i-vucud-5/">(5)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/17/vahdet-i-vucud-6/">(6)</a></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;">KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YAYINLARI/1221</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">1000 Temel Eser Dizisi/157 </span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">1990- Yorum Matbaası ANKARA</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">BİR TANRI-ÂLEM MÜNASEBETİ OLARAK PANTEİZM VE VAHDET-İ VÜCÛD</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">Doç.Dr. Hüsameddin ERDEM</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">***</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">**</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">*</span><br />
TASAVVUF VE FELSEFE AKADEMİSİ<br />
<a href="http://www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/">www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/103/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=103&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/29/vahdet-i-vucud-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b3fcfc027f37cc03004daaef00721514?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufvefelsefeakademisi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/pict0077.jpg?w=150" medium="image">
			<media:title type="html">Vahdet-i Vücud</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Vahdet-i Şuhud (3)</title>
		<link>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/28/vahdet-i-suhud-3/</link>
		<comments>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/28/vahdet-i-suhud-3/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Dec 2011 14:18:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tasavvufvefelsefeakademisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vahdet-i Şuhud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[ZÂT’TA YOKLUK (FENÂ) VE YOK OLMAMAKLIK (BEKÂ) Ârifin seyrinin sonu, Allah’a doğru seyr, diye adlandırılmıştır ve bu seyr, O’nun ismi olan şân’ın [Zât’ın iş ve oluş boyutunun] gölgesi [olan yere yani sıfatlar boyutuna] kadardır. Allah ismi bütün şuunlar  [Zât’a ait işler,şe’n, iş, oluş] ve sıfatları [Allah’ın sıfatları, sıfat boyutu] kendinde toplamış bir mertebeden [farklılıkların bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=95&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ZÂT’TA YOKLUK (FENÂ) VE YOK OLMAMAKLIK (BEKÂ)</p>
<p><a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-53" title="vahdet-işuhud" src="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg?w=136&#038;h=150" alt="" width="136" height="150" /></a>Ârifin seyrinin sonu, Allah’a doğru seyr, diye adlandırılmıştır ve bu seyr, O’nun ismi olan şân’ın [<span style="color:#c0c0c0;">Zât’ın iş ve oluş boyutunun</span>] gölgesi [<span style="color:#c0c0c0;">olan yere yani sıfatlar boyutuna</span>] kadardır. Allah ismi bütün şuunlar  [<span style="color:#c0c0c0;">Zât’a ait işler,şe’n, iş, oluş</span>] ve sıfatları [<span style="color:#c0c0c0;">Allah’ın sıfatları, sıfat boyutu</span>] kendinde toplamış bir mertebeden [<span style="color:#c0c0c0;">farklılıkların bir arada olması, cem</span>] ibarettir. Şuun yönünde ziyadelik itibarîdir [<span style="color:#c0c0c0;">her iş ve oluş Hak’ka aittir fakat zahirdeki iş ve oluşlar ise mecâzen kula aittir</span>]. Yokluk (fenâ) bütün itibarlarda [<span style="color:#c0c0c0;">bütün boyutlarda; Zât, sıfat, esmâ, efal boyutunda</span>] yokluktur.<span id="more-95"></span> Yine [<span style="color:#c0c0c0;">herhangi bir boyutta</span>] “yok olmamak”lık (bekâ) bütün itibarlarla [<span style="color:#c0c0c0;">bütün boyutlarda; Zât, sıfat, esmâ, efal boyutunda</span>] “yok olmamaklık”tır. Çünkü “Allah’ta yok olmak” ve “Allah’la yok olmamak” demek ancak bu suretle doğru olur.</p>
<p>SIFATLARDA YOKLUK (FENÂ) VE YOK OLMAMAKLIK (BEKÂ)</p>
<p>Sıfatlara gelince onlarda iş böyle değildir. Çünkü onlar fazla vücud’la mevcut’turlar [<span style="color:#c0c0c0;">İ.Rabbânî’ye göre Allah’ın sıfatları zamansal açıdan değil fakat boyutsal açıdan Zât’tan sonradır, Zât’dan gayrıdır ve geçici bir varlık almışlardır</span>]. Bunlar [<span style="color:#c0c0c0;">sıfatlar</span>] hem Zât’la hem de birbirleriyle ayrıdırlar. Binaenaleyh [<span style="color:#c0c0c0;">buna rağmen</span>] bir sıfatta yokluk (fenâ) hepsinde yokluğu gerektirmez.</p>
<p>“Yok olmamaklık”ta da durum aynıdır. İşte bu sebepledir ki Rabbânî’ye göre âlem şuunun [<span style="color:#c0c0c0;">ilmî varlıkların yok hükmünde bulunduğu Zât’ın</span>] değil sıfatların [<span style="color:#c0c0c0;">Zât’dan boyutsal anlamda başka olan sıfatlarda var olan ilmî varlıkların</span>] gölgesidir.</p>
<p>Şânda [<span style="color:#c0c0c0;">Zât’ta</span>]yokluk mutlak yokluğu gerektirir. Bu öyle bir yokluktur ki insanın vücud’unda [<span style="color:#c0c0c0;">varlığında</span>] “yok olmamaklık”tan [<span style="color:#c0c0c0;">bekâ’dan</span>] eser kalmaz. “Yok olmamaklık”ta [<span style="color:#c0c0c0;">bekâ</span>]”da da insan tamamıyla o şan’la [<span style="color:#c0c0c0;">Zât’la</span>] yok olmaz.</p>
<p>Fakat, sıfatta olan yokluk’ta insan, kendisinden tamamıyla kurtulamaz, ne de olsa vücut’tan [<span style="color:#c0c0c0;">varoluşundan</span>] eser kalır. Kaldı ki o cücud dahi [<span style="color:#c0c0c0;">o var oluş dahi</span>] sıfatın eseri ve onun [<span style="color:#c0c0c0;">sıfat’ın</span>] gölgesidir. Binaenaleyh, aslın meydana çıkması [<span style="color:#c0c0c0;">Zâtî hakikate ait bilgi edinerek “ben O’yum” veya  Zât’î anlamda “ete kemiğe büründüm insan diye göründüm” demek</span>] gölgenin vücud’unu [<span style="color:#c0c0c0;">sıfatın ete kemiğe bürünmüşlüğünü</span>] tamamıyla yok etmez.</p>
<p>“Hakikî yokluk”ta [<span style="color:#c0c0c0;">yokluğun da yokluğunda, mutlak yoklukta, Zâtî yokluk’ta</span>] bu vücûd’a [<span style="color:#c0c0c0;">bu varoluşa</span>] tekrar dönüş yoktur, fakat sıfata ait yokluk’ta vardır. Hakikî yokluk’ta [<span style="color:#c0c0c0;">Zâtî yoklukta</span>] ayn[<span style="color:#c0c0c0;">*</span>]ve eserin [<span style="color:#c0c0c0;">*</span>]her ikisi de yok olduğu halde hakikî olmayan sıfata ait yokluk’ta eser [<span style="color:#c0c0c0;">varoluş hükmü</span>] tamamen kaybolmadığından bu [mutlak yokluk] mümkün değildir.</p>
<p>[<span style="color:#c0c0c0;">*</span>]<span style="color:#c0c0c0;">Ayn:</span> [<span style="color:#c0c0c0;">Allah’ın Zâtî ilminde ezelî ve ebedî olarak var olan hakikatler/cevher/öz</span>]<br />
[<span style="color:#c0c0c0;">*</span>]<span style="color:#c0c0c0;">Eser:</span> [<span style="color:#c0c0c0;">Allah’ın Zâtî ilminde ezelî ve ebedî olarak var olan hakikatlerin/cevherin/özün sıfatlar boyutunda cüzler halinde tecellisi, cüzler</span>]</p>
<p>Ayn ve eserin kaybolmasından maksat vücud’a [<span style="color:#c0c0c0;">varoluşa</span>] ait kaybolma değil, görüşe (şuhuda) ait kaybolmadır. Çünkü, ayn ve eserde vücud’un [<span style="color:#c0c0c0;">varoluşun</span>] yokluğu her suretle imkansız olmasına karşılık, görüşe [<span style="color:#c0c0c0;">şuhuda</span>] ait kaybolmada her birinde mümkün ve hatta olağan (vâkî)  dır.</p>
<p>[<span style="color:#c0c0c0;">İ.Rabbânî Hinduizm ve Budizm’in mutlak yokluk felsefesiyle birlikte İbn-i Arabî’nin varlığı mutlak zât’a bağlayarak mutlak yokluğa dönüştürmesini burada eleştiriyor. Çünkü o çağlardaki “mutlak yokluk felsefesi” ve “varlığın tekliği düşüncesi” insanları günlük yaşamın gerçeklerinden koparıp hayal âlemine sürüklemektedir. Bu sürüklenme günümüz için de hâlâ geçerli olup “var olan ve yapan ben değilim  var olan ve yapan Allah’tır” vehmiyle zinâ, hırsızlık, cinayet vs. gibi hayvansal davranışların çok yüksek bilinç hâli olduğu zannedilmektedir. Bu zan da insanı “Muhammedîlik”in helâl yaşam zirvesinden “Firavunluk”un  haram yaşam bataklığına sürüklemektedir. İ.Rabbânî’nin Zâtî ve sıfatî varlığı ikiye ayırmasının altında bu pratik gerçek ve ihtiyaç yatmaktadır. –KG-</span> ]</p>
<p>VÜCUDÎ TEVHİD ŞUHUDÎ TEVHİD</p>
<p>Tevhid hakkında, topluca belirttiğimiz açıklamada bulunan Rabbânî onu iki kısma ayırır:</p>
<p>1— Vücudî tevhid [<span style="color:#c0c0c0;">Zâtî varoluşun tekliği, İbn-i Arabî’nin öğretisi</span>].</p>
<p>2— Şuhudî tevhid [<span style="color:#c0c0c0;">Sıfatî varoluşların Zâtî teklik varoluşuna işaret ettiğini idrak, İ.Rabbânî’nin öğretisi</span>] (218).</p>
<p>Şuhudî tevhid her şeyin «Bir»e işaret ettiğini görmektir [<span style="color:#c0c0c0;">bilinç haline yükselmektir</span>]. Vücudî tevhid ise, her şeyi bir [<span style="color:#c0c0c0;">tanrı, Allah</span>] bilmek, O’ndan başkayı yok tasavvur etmektir. Ve hatta yokluğu vücud’uyla [<span style="color:#c0c0c0;">varlığıyla</span>] bile O’nun görünüşleri olarak bir [<span style="color:#c0c0c0;">Ahad</span>] bilmektir.</p>
<p>Böyle olunca vücudî tevhid ilimle bilinir (İlm’el-Yakîn), şuhudî tevhid de “ayn” ile [<span style="color:#c0c0c0;">bilinç ile]</span> bilinen (Ayn’el-Yakîn) kısmındandır. Yokluk (fenâ) makamı ancak şuhudî tevhit’le gerçekleşir ve Ayn’el-Yakîn’e onsuz ulaşılamaz. Çünkü, «Bir» olanı görmek [<span style="color:#c0c0c0;">idrak etmek</span>], O’nun her şeyi kapladığı zamanda O’ndan başkayı görmemeyi gerektirir. Fakat, vücudî [<span style="color:#c0c0c0;">Zât’î varoluşsal</span>] tevhid böyle değildir, dolayısıyla zorunlu  (zarurî) da olamaz. Çünkü, İlm’el-Yakîn o mârifet olmadan da ele geçirilebilir. Ve hakikati ilmî yakîn aracıyla bilmek ve görmek O’ndan başkayı yok bilmeyi ve yok görmeyi zorunlu kılmaz. Bilindiği gibi «Bir» olan tecellî ettiği ve her şeyi kapladığı zamanda dış âleme ait her türlü ilim kaldırılır.</p>
<p>Meselâ; güneşin vücud’una yakîn hasıl eden bir kimsenin güneşi bilmekle diğer yıldızları bilmemesi lâzım gelmez. Fakat, açıktır ki güneşi gördüğü vakitte ne diğer yıldızları görebilir, ne de görmek ister. Fakat bilir ki diğer yıldızlar yok değillerdir, vardırlar. Ancak, güneşin nurunun galebesi altında örtülü kalmışlardır.</p>
<p>Dış âlemi inkârdan ibaret olan vücudî tevhid, hem akla hem Şeriat’a aykırıdır. Lâkin, «Bir» görmekten ibaret olan şuhudî tevhid, bu ölçüye tamamıyla uygundur.</p>
<p>Yine, meselâ, güneş doğarken yıldızları yok bilmek olağana aykırıdır. Fakat, o vakitte yıldızları görmemekte aykırılık yoktur. Belki o görmemek güneş nurunun galebesi ve gören kimsenin gözünün zayıf olması sebebiyledir. Eğer o kimse, gözünü güneş nuruyla nurlandırsa ve kuvvet elde etse yıldızları güneşten ayrılmış görmez ki bu da hakikate kavuşup onda erimek (Hakk’el-Yakîn) mertebesine yükselmektir. Bu mertebeye hakikaten yükselmiş olanlarsa «Hak Ben’im» [<span style="color:#c0c0c0;">Enel Hak</span>] sözünü söylemekten çekinirler. Ve dinin en büyük sınırı olan orta hâlde olma (îtidâl) [<span style="color:#c0c0c0;">Muhammedîlik</span>] makamında dururlar [<span style="color:#c0c0c0;">ve “ben kul’um” derler</span>].</p>
<p>Rabbânî’nin vücudî tevhid’e şuhudî tevhid’le karşı koymak daha doğrusu, Nakşibendiyye’ye mahsus olan cezbe makamında [<span style="color:#c0c0c0;">Allah ile bir olmak duygusunun sarhoşluk halinde</span>] ilimde ve mârifette Hoca Nakşibend ile Ubeydullah Ahrar arasında bulunduğunu iddia ettiği ince farkı belirterek kendince şuhudî tevhid diye tespit ettiği bu görüşünü ortaya atmaktan maksadı şudur. Kendince, zamanında son dereceye gelmiş olan İslâm dinin [<span style="color:#c0c0c0;">zâhiri kuralları halkın uygulamalarında</span>] zayıflamıştı. Bu zayıflamayı diğer mistik yollar (tarikatlar) vücudî tevhid’i yegâne yol yaparak sağlıyorlardı. Kafaları karıştırmakta en mühim âmil [<span style="color:#c0c0c0;">etken</span>] olan bu vücudî tevhid görüşünü kafalardan ve gönüllerden silmek gerekiyordu. Ve şuhudî tevhid’i İslâm dininin hükümlerine en yakın ve münasip [<span style="color:#c0c0c0;">uyumlu</span>] olan [<span style="color:#c0c0c0;">o çağın ve o beldenin</span>]Nakşibendî yoluyla kuvvetlendirmek istiyordu (219).</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
218- Bk:. (Rabbânî, Mek, c: 1, mek: 43, s: 55).<br />
219- Bk:. (Rabbânî, Mek, c: 1, mek: 291, s: 255).</p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">3. BÖLÜM SONU</span></p>
<p>VAHDET-İ ŞUHUD BÖLÜMLERİ:  <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/21/vahdet-i-suhud-1/">(1)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/27/vahdet-i-suhud-2/">(2)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/28/vahdet-i-suhud-3/">(3)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/01/26/vahdet-i-suhud-4/">(4)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/02/vahdet-i-suhud-5/">(5)</a> <a href="http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2012/02/13/vahdet-i-suhud-6/">(6)</a></p>
<p style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;">PROF.DR.CAVİT SUNAR</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">DOKTORA TEZİ</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">İMAM-I RABBANÎ—MUHYİDDİN-İ ARABÎ</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">VAHDET-İ ŞUHUD—VAHDET-İ VÜCUD MESELESİ</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">1954/İSTANBUL</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">***</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">**</span><br />
<span style="color:#c0c0c0;">*</span><br />
TASAVVUF VE FELSEFE AKADEMİSİ<br />
<a href="http://www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/">www.tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/95/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com&amp;blog=24045248&amp;post=95&amp;subd=tasavvufvefelsefeakademisi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tasavvufvefelsefeakademisi.wordpress.com/2011/12/28/vahdet-i-suhud-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/b3fcfc027f37cc03004daaef00721514?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">tasavvufvefelsefeakademisi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tasavvufvefelsefeakademisi.files.wordpress.com/2011/12/vahdet-ic59fuhud.jpg?w=136" medium="image">
			<media:title type="html">vahdet-işuhud</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
